
Haberi Dinle
Kadın Sesi
Akademi, Eflatun'un Atina'daki okulundan kökenini alan düşünce ve felsefe kuruluşu.
İnsanlığın bilmediği ve merak ettiği şeylere ilk yaklaşım yeri olan akademi, günümüzde geniş kitlelerin hayatına dokunan tez ve proje fabrikaları görevini de üstlenmiş görünüyor. Dünya tarihinde ilk kez akademi, hür teşebbüs ekonomisiyle bütünleşik biçimde hareket ediyor ve dolaylı yoldan milyar dolarlık yatırımlara sebebiyet veriyor.
1800'lü yıllardan itibaren elektromekanik ve eczacılık alanlarında ilk emareleri görülen ve 1960'larda mikroelektronik & malzeme bilimi alanında keşiflerle altın çağına giren Akademi - Girişim İş Birliği, günümüzde halen doruk noktasındadır diyebiliriz. Lakin ilk kez 2020'lerde bu iş birliği farklı bir karakter kazandı: Ne sonuca varacağı belli olmayan hür teşebbüs projeleri. Evet, veri bilimi ve dil modelleri üzerine çalışmalardan bahsediyorum.
Büyük Alman filozof Martin Heidegger'in yüzyıl önce yaptığı eleştirileri hatırlamamak mümkün değil: Varlığı ele geçiren ve insanlığı, insanlık eserlerini birer stok unsuru haline getiren teknoloji kaderi (Çürümüş bilim inancı). Bu, varlığın kökenini insanlığın anlaması maksadıyla bir idea olarak ortaya çıkan bilişsel yaklaşımın artık varlığın kökenini örten ve insanlığı kör eden bir felakete evrildiğini haykıran eleştirel bir yaklaşımdı.
Günümüzde ABD'nin önde gelen bazı üniversitelerinin mühendislik fakültelerinde akademisyen kadrosuna girmenin ön şartı, minimum 1 milyon dolar kazanç sağlamış bir şirket yönetmektir veya minimum 1 milyon dolar kazanca yol açmış patentlerin sahibi olmaktır. Heidegger'in "Yapılabilirlik" kıstası için bu ne güzel, ne çarpıcı bir örnektir: Sadece somut bir çıktıya dayanan akademi değer ölçütü. Her ne kadar günümüzde temel bilimler ve sosyal bilimler için geçerli olmayacak bir yöntem olsa da, mühendislik disiplininde akademi başarısını yegane somut çıktıya dayandırmak, belki çok acımasız lakin çok da cüretkar bir yaklaşım olarak görünmektedir.
Akademi - Girişim İşbirliği, son 50 yıldır gündelik hayata hükmeden bir niteliğe evrilmiş durumdadır. Günümüzde tüm insanlığı kasıp kavuran yapay zeka gelişmeleri, 1990'lardan itibaren Stanford Üniversitesi öncülüğünde kurulup çalıştırılan araştırma ekiplerinin eseridir. Veyahut Türkiye'nin günümüzde savunma sanayii ve uzay havacılık alanında gösterdiği üstün başarının temeli, 1970'lerde bir avuç Orta Doğu Teknik Üniversitesi akademisyeninin çabalarına dayanmaktadır. Daha da ilginç olanı ise, hangi disiplin veya hangi coğrafya olursa olsun işbu başarıların daima kökeninde aynı unsurun var olması: Teorik bilgi birikimi. Teorik bilgide ulaşılan doyum, er ya da geç somut çıktılar üreten bir Akademi - Girişim İş Birliği ile neticeleniyor. Bu hakikat, somut çıktı ile akademik başarıyı özdeş tutan sözümona prestijli bazı üniversitelerin yüzüne inen tokat mahiyetindedir. Varlığın kökenine dair sorgulama çabaları ve dolayısıyla teori önemsizse, akademi nasıl var olacaktır? Böyle bir ortamda "yüksek teknoloji" nasıl mümkün olacaktır?
Türkiye sathında Akademi - Girişim İş Birliği, 2010'lardan itibaren oldukça iyi bir gelişim göstermektedir. Devlet kontrolünde sunulan yeni destekler ve regülasyonlar, birçok akademisyeni teknokentlerde şirket kurmaya veya şirketlere danışmanlık vermeye teşvik etmektedir. Özellikle elektronik, biyomedikal ve siber güvenlik alanlarında çok başarılı Akademi - Girişim İş Birliği örnekleri görmekteyiz. Dilerim ki bu iş birliği örnekleri katlanarak artsın ve tıpkı ABD'de olduğu gibi Türkiye'de de dünyayı sarsacak nitelikte yüksek teknoloji mamulü ürünlere yol açsın.
Bu noktada akıllara şu soru gelmektedir: Türkiye’de er ya da geç meydana gelecek çığır açıcı Akademi – Girişim İş Birliği mamülü ürünler, ABD’deki furyanın aksine global bir fayda mı arz edecek? Yoksa Heidegger’in eleştirdiği biçimde insanlık eserlerini birer stok unsuru haline getiren kara teknoloji mamülleri mi olacak? Gidişat, ilk seçenekten yana.
Akademi girişim iş birliğiÜniversite sanayi iş birliğiMartin heideggerTeknoloji felsefesiAkademik girişimcilik



Yorum Yap