
Haberi Dinle
Kadın Sesi
Girişimcilik ekosisteminin parıltılı sahnelerinde, başarı hikayelerinin ardında hiç konuşulmayan, adeta bir sır gibi saklanan bir gerçek var: Omuzlardaki o ağır, görünmez yük ve beraberinde gelen derin yalnızlık. Bir kurucu olarak masaya oturduğunuzda, sadece kod satırlarıyla ya da bilanço hesaplarıyla savaşmazsınız; aynı zamanda kendi zihninizin içindeki o bitmek bilmeyen şüpheyle, başarısızlık korkusuyla ve "her şeyi kontrol altında tutmalıyım" illüzyonuyla savaşırsınız. Sahada gördüğüm en trajik manzara, dışarıya karşı "her şey harika" imajı çizen ama içten içe tükenmişlik (burnout) sınırında dolaşan kuruculardır.
Bu yalnızlık, etrafınızda kimsenin olmamasından kaynaklanmaz. Aksine, etrafınız ekip arkadaşları, yatırımcılar ve müşterilerle doluyken bile kendinizi bir fanusun içindeymiş gibi hissedersiniz. Çünkü sorumluluk piramidinin en tepesinde siz varsınızdır. Maaşların ödenip ödenemeyeceği, bir sonraki yatırım turunun yetişip yetişmeyeceği ya da ürünün neden beklendiği gibi büyümediği sorularının cevabı günün sonunda hep size bakar. Mentörlük yaptığım süreçlerde şunu fark ettim: Kurucular, zayıf görünmekten o kadar çok korkuyorlar ki, mental sağlıklarını feda etmeyi bir "girişimcilik bedeli" olarak görüyorlar. Oysa bozuk bir zihinsel berraklıkla doğru bir iş inşa etmek imkansızdır.
Ekosistemde az konuşulan bu mental sağlık meselesi, aslında birçok başarısızlığın temel nedenidir. Ben yaşadığım tecrübelerde, bir girişimin çöküşünün genellikle teknik yetersizlikten değil, kurucunun o duygusal yükü artık taşıyamamasından kaynaklandığını gördüm. "Girişimci dediğin çelik gibi sinirlere sahip olmalı" miti, insan doğasına aykırı bir beklentidir. Her sabah yataktan kalkıp belirsizliğe gülümsemek bir noktadan sonra ruhu aşındırır. Eğer bu aşınmayı görmezden gelir, sadece "daha fazla çalışarak" bu boşluğu doldurmaya kalkarsanız, sadece süreci hızlandırırsınız.
Türkiye gibi başarısızlığın stigmatize edildiği toplumlarda bu yük daha da katmerleniyor. Ailenize, arkadaşlarınıza veya ekibinize "korkuyorum" diyemediğiniz her an, o korku içinizde büyüyen bir canavara dönüşür. Girişimciliği kahramanlaştıran o dil, kurucuyu bir süper kahraman pelerinine hapsediyor; oysa o pelerin bazen boğazınızı sıkan bir halata dönüşebilir. Sahada gördüğüm en sağlıklı kurucular, kırılganlıklarını kabul eden, gerektiğinde yardım isteyen ve "ben de bilmiyorum" diyebilme cesaretini gösterenlerdir.
Bu yolculukta mental sağlığı korumak, nakit akışını korumak kadar hayati bir operasyondur. Eğer siz yoksanız, girişiminiz sadece sahipsiz bir dosya yığınıdır. Kendi zihninizle olan ilişkinizi ihmal etmek, şirketinizin en büyük sermayesini çöpe atmaktır. Unutmayın ki, dünya üzerinde hiçbir "exit", hiçbir değerleme ya da hiçbir yatırım turu, sizin iç huzurunuzdan ve akıl sağlığınızdan daha değerli değildir. Girişimcilik bir maratondur ve bu maratonu bitirenler, en hızlı koşanlar değil, kendi nefesini ve zihnini en iyi yönetenlerdir.
Kulağa Küpe: Mental sağlığınız bir lüks değil, en temel iş aracınızdır.
GirişimcilikMental sağlıkYalnızlık



Yorum Yap