
Haberi Dinle
Kadın Sesi
Son yıllarda girişimcilik ekosisteminde en çok duyduğumuz kelimelerden biri: değerleme.
Pre-seed, seed, Series A, Series B… Cap table’lar, yatırım turları, çarpanlar, EBITDA projeksiyonları… Artık 22 yaşındaki bir girişimci bile “Benim girişimimin değeri 5 milyon dolar” diyebiliyor.
Bu kötü bir şey mi? Hayır.
Hatta aksine, çok sağlıklı.
Çünkü değerleme; bir girişimin hayalden çıkıp ekonomik bir varlık haline gelmesinin ilk işaretidir. Bir girişim artık sadece bir fikir değildir. Ölçülebilir, karşılaştırılabilir ve yatırım yapılabilir bir organizmaya dönüşmüştür.
Ama burada büyük bir çelişki var.
Biz girişimleri milimetrik hesaplarla değerliyoruz:
• Kaç aktif kullanıcısı var?
• CAC ne kadar?
• LTV/CAC oranı?
• MRR büyüme hızı?
• Churn oranı?
• Brüt kâr marjı?
Yatırımcı sunumuna 20 dakika geç kalsan yatırımcı seni ciddiye almıyor.
Dashboard’un yoksa yatırım alamıyorsun.
Unit economics bilmiyorsan kimse sana para vermiyor.
Peki aynı disiplin girişimcilik kurumları için uygulanıyor mu?
Cevap: Hayır.
Birkaç Girişim Değerleme Raporuna Bakalım
Yıllardır yüzlerce girişim sunumu dinledim. Fon görüşmeleri yaptım. Pitch day’lerde jüri oldum. Bir şeyi çok net söyleyebilirim:
Bugün yatırımcıların girişimlere bakışı romantik değil, matematiksel.
Örneğin başarılı mobil oyun girişimlerinde değerleme neredeyse tamamen metrik temellidir.
Bir yatırımcı artık şuna bakıyor:
• Günlük aktif kullanıcı (DAU)
• 30 gün retention
• ARPU
• Cohort analizi
Bir SaaS girişiminde ise tablo daha da net:
Bir SaaS girişimi %8 aylık büyüyorsa, yatırımcı farklı bakıyor.
%20 büyüyorsa, çok farklı bakıyor.
%40 büyüyorsa, yatırımcı uçağa atlayıp seni görmeye geliyor.
Yani mesele şu:
Girişimciler artık hikâyeleriyle değil, verileriyle konuşuyor.
Ve bu çok doğru.
Çünkü veri seni disipline eder.
Veri seni gerçekçi yapar.
Veri egonu törpüler.
Ama aynı şey girişimcilik kurumları için geçerli değil.
Asıl Sorun: Kurumlar Hiç Değerlenmiyor
Türkiye’de yüzlerce yapı var:
• Teknoparklar
• TEKMER’ler
• Hızlandırma programları
• Kuluçka merkezleri
• Girişimcilik dernekleri
• Startup hub’ları
Her biri “girişimci yetiştiriyoruz” diyor.
Peki soruyorum:
Hangisinin performans raporu var?
Kaç girişim kuruldu?
Kaçı hayatta kaldı?
Kaçı yatırım aldı?
Kaçı 3 yıl yaşayabildi?
Kaçı ihracat yaptı?
Kaçı çalışan sayısını artırdı?
Bunları bilen yok.
Daha doğrusu — kimse sormuyor.
Türkiye’de bir girişim 2 yıl içinde kapanırsa herkes girişimciyi suçlar:
“Pivot yapamadı.”
“Pazarı okuyamadı.”
“Ekibi zayıftı.”
Ama şu soruyu soran yok:
Bu girişim hangi kurumların elinden geçti?
Mentor kimdi?
Program ne kattı?
Verilen eğitimler gerçekten işe yaradı mı?
Yoksa sadece sertifika mı verildi?
⸻
Ölçülmeyen Yapı Gelişmez
Ekosistemin en büyük problemi para değil.
Yatırımcı eksikliği de değil.
Girişimci sayısı hiç değil.
En büyük problem:
Hesap verilebilirlik yok.
Bir startup yatırım aldığında yatırımcı her ay rapor ister.
Ama bir hızlandırma programı yüzlerce girişimciye eğitim verir — kimse sonuçlarını ölçmez.
Bir teknopark yüzlerce firmayı kabul eder — kimse çıktılarını analiz etmez.
Ve doğal olarak şu ortaya çıkar:
Etkinlik sayısı artar.
LinkedIn paylaşımları artar.
Ama başarılı şirket sayısı aynı kalır.
Peki Yurt Dışında Nasıl?
Dünyada bu iş böyle yürümüyor.
Örneğin birçok global hızlandırma programında kurumların kendisi de değerlendiriliyor.
Orada şu metrikler takip ediliyor:
• Program mezunlarının yatırım alma oranı
• 5 yıl hayatta kalma oranı
• Mezun girişimlerin toplam değerlemesi
• Kurulan istihdam
• Patent sayısı
• Exit sayısı
Hatta bazı ülkelerde kamu fonu alan kuluçka merkezleri 3 yıl içinde belirli performansı sağlayamazsa destek kesiliyor.
Yani basit mantık:
Girişim başarısız olabilir. Ama sistem sürekli başarısız olamaz.
Bizde ise sistem sorgulanmıyor.
Türkiye’de Yapılsa Ne Olur?
İşte kritik kısım burası.
Eğer Türkiye’de girişimcilik kurumları da değerlense:
• Formalite mentorlar ortadan kalkar
• Etkinlik turizmi biter
• Fotoğraf çekilen değil, şirket çıkaran programlar öne çıkar
• Girişimci oyalayan değil büyüten kurumlar ayakta kalır
Ve en önemlisi…
Kurumlar kendine çeki düzen verir.
Çünkü ölçüm baskı yaratır.
Baskı kaliteyi getirir.
Bugün girişimciler yatırımcı karşısına hazırlıklı çıkıyorsa sebebi yatırımcının soru sormasıdır.
Aynı sorular kurumlara sorulsa, Türkiye’de girişimcilik ekosistemi 5 yılda bambaşka bir seviyeye çıkar.
Sonuç
Biz Türkiye’de girişimleri çok konuşuyoruz.
Ama aslında girişimler sonuçtur.
Sebep ise ekosistemdir.
Kötü bir sistemden sürekli iyi şirket çıkmaz.
Şans eseri çıkar.
Gerçek başarı ise tesadüf değil, tasarımdır.
Artık şu soruyu sormamız gerekiyor:
“Girişimciler başarısız mı, yoksa onları yetiştirdiğini söyleyen yapılar mı?”
Girişimleri değerliyoruz.
Yatırımcılar bunu yapıyor.
Ama artık bir sonraki aşamaya geçmeliyiz:
Girişimcilik kurumlarını da değerlemeliyiz.
Çünkü girişimciyi dönüştüren şey eğitim değil, sistemdir.
Ve sistem ölçülmediği sürece gelişmez.
Türkiye’de girişimcilik ekosisteminin olgunlaşacağı an, ilk unicorn çıktığı gün değil…
İlk kez bir girişimcilik kurumunun performans raporu yayınlandığı gün olacak.
GirişimcilikGirişim ekosistemiDeğerleme








Yorum Yap