
Haberi Dinle
Kadın Sesi
Bazı haberler vardır, ilk bakışta sadece bir teşvik duyurusu gibi görünür. Oysa dikkatli baktığınızda o haber, bir ülkenin gelecek vizyonunu, sanayi politikasını, mühendislik kabiliyetini ve girişimcilik ekosisteminin yönünü gösterir.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın yüksek teknoloji yatırımlarına yönelik HIT-30 Programı içinde “Endüstriyel Robot” başlığını ayrı bir çağrı alanı olarak konumlandırması bana göre tam da böyle okunmalı. Bu sadece “robot üretimine destek verilecek” meselesi değildir. Bu, Türkiye’nin artık robotik üretimi, yapay zekâ destekli otomasyonu ve ileri imalat teknolojilerini stratejik bir alan olarak gördüğünün ilanıdır. HIT-30 Programı kapsamında veri merkezi, yapay zekâ, kuantum ve endüstriyel robotlar için yeni çağrıların açıldığı belirtiliyor; programın kendisi de yüksek öncelikli teknoloji alanlarında özel nitelikli projelere kapsamlı destek ve teşvikler sağlamak üzere tasarlanmış durumda.
Peki bu neden önemli?
Çünkü gelecek artık sadece yazılım ekranlarında kurulmayacak. Gelecek fabrikada, üretim hattında, savunma sanayinde, afet sahasında, bakım operasyonlarında, güvenlik devriyelerinde ve insanın ulaşamadığı riskli bölgelerde kurulacak.
Ve o geleceğin merkezinde robotik olacak.
Bugün dünyada teknoloji yarışının yönü değişiyor. Artık yalnızca “kim daha iyi yazılım yazar?” sorusu yetmiyor. Asıl soru şu: Kim yazılımı donanımla, yapay zekâyı mekanikle, sensörleri saha verisiyle, üretim kabiliyetini girişimcilik cesaretiyle birleştirebilir?
İşte bu yüzden Jidoka’yı yalnızca bir robot girişimi olarak görmüyorum.
Jidoka ’yı, Türkiye’nin tam da ihtiyaç duyduğu yeni nesil teknoloji hikâyelerinden biri olarak okuyorum.
Murat Bil ve ekibinin geliştirdiği Jidoka; robotik sistemler, yapay zekâ destekli otomasyon ve dijitalleşme alanlarında ölçeklenebilir ürün ve servisler sunan bir yapı olarak konumlanıyor. Jidoka Dog ve Jidoka Human gibi ürün aileleriyle yalnızca vitrinlik bir teknoloji gösterisi değil; endüstriyel tesislerden güvenliğe, arama kurtarmadan sosyal hizmetlere kadar geniş bir alana dokunabilecek robotik çözümler geliştirme iddiası taşıyor.
Burada heyecanlanmamız gereken şey sadece robot köpek görmek değil.
Heyecanlanmamız gereken şey şu: Türkiye’den robotik ürün geliştiren, bunu yapay zekâ ile güçlendiren, sahadaki gerçek ihtiyaçlara cevap vermeye çalışan ve genç mühendisler için yeni bir gelecek penceresi açan bir girişim hikâyesi çıkıyor.
Jidoka’nın ürünlerine baktığımızda bu vizyon daha net anlaşılıyor. Fonangels’ta yer alan bilgilere göre Jidoka Dog Asil; termal analiz, hava kaçak tespiti, yağ sızıntısı tespiti ve gece güvenliği gibi kritik bakım ve güvenlik fonksiyonlarına odaklanıyor. Jidoka Dog Alkan ise bu yeteneklere ek olarak suya dayanıklılık, yüksek taşıma kapasitesi ve denge kabiliyeti gibi saha şartlarında önemli özellikler sunuyor. Jidoka Dog Life’ın arama kurtarma operasyonlarında enkaz altındaki kişilerin yerini tespit etmeye dönük ses algılama ve termal görüntüleme teknolojileriyle tasarlandığı belirtiliyor.
Bu artık sıradan bir girişimcilik hikâyesi değil.
Bu, robotik teknolojinin insan hayatına, üretim güvenliğine, afet yönetimine ve savunma sanayine nasıl dokunabileceğini gösteren somut bir hikâye.
Teknopark İstanbul’un haberinde de LTC Yazılım’ın geliştirdiği robot köpeklerin zorlu kapalı ve açık alanlarda, hatta suyun içinde bile çalışabildiği; Jidoka Dog Asil’in haritalandırma, termal analiz, hava kaçağı tespiti, yağ kaçağı tespiti, personel ve makine sağlığı takibi gibi görevleri yerine getirdiği; Jidoka Dog Alkan’ın ise daha zorlu alanlarda robot koluyla komplike işler yapabilme yeteneğine sahip olduğu aktarılıyor.
Şimdi bu resmi Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın endüstriyel robot çağrısıyla birlikte okuyalım.
HIT-30 sayfasında endüstriyel robotların iş gücü verimliliği, ürün kalitesi ve küresel rekabet açısından stratejik hale geldiği; otomotivden beyaz eşyaya, savunma sanayinden elektroniğe ve metal işlemeye kadar pek çok alanda yüksek hassasiyetli üretimin merkezinde yer aldığı açıkça vurgulanıyor. Aynı çağrıda Türkiye’nin endüstriyel dijital dönüşümünü derinleştirmek için yerli kritik robot bileşenlerine, yüksek hacimli robot üretim altyapısına, Ar-Ge merkezlerine ve nitelikli iş gücüne ihtiyaç duyduğu ifade ediliyor.
Bu cümleleri hafife almamak gerekiyor.
Çünkü bu, Türkiye’nin robotik alanında sadece kullanıcı olmak istemediğini; üretici, geliştirici ve ihracatçı olmak istediğini gösteriyor.
Bugün robotik alanda kritik mesele yalnızca robotun dış gövdesini üretmek değildir. Asıl mesele servo motor, redüktör, servo sürücü, sensör füzyonu, kontrol yazılımı, yapay zekâ modeli, batarya yönetimi, güvenlik protokolü, mekanik dayanıklılık, veri işleme ve saha entegrasyonudur. HIT-30’un endüstriyel robot çağrısında kritik bileşenlerin yerli geliştirilmesine özel vurgu yapılması bu yüzden çok önemli.
Yani devlet şunu söylüyor: Robotik artık lüks değil. Robotik, üretim gücü meselesidir. Robotik, rekabetçilik meselesidir. Robotik, savunma sanayi meselesidir. Robotik, genç mühendislik kapasitesi meselesidir. Robotik, Türkiye’nin gelecek pozisyonu meselesidir.
İşte Jidoka tam da bu kırılma noktasında önemli hale geliyor.
Çünkü Jidoka’nın savunma sanayi tarafındaki projelerini THK & Orion TEKMER çatısı altında geliştirmesi, girişimcilik ekosistemi açısından çok değerli bir örnek oluşturuyor. THK & Orion TEKMER yalnızca bir ofis, masa ya da çalışma alanı değildir. Doğru okunduğunda; savunma sanayi, havacılık, robotik, yapay zekâ, yazılım, akıllı sistemler ve derin teknoloji projelerinin aynı zeminde gelişebileceği stratejik bir merkezdir.
Orion Tekmer ’in kendi vizyonunda da savunma sanayii, havacılık, dijital dönüşüm, akıllı şehircilik ve yazılım teknolojileri gibi stratejik alanlarda yenilikçi projeler üreten girişimcileri global pazarlarla buluşturma hedefi yer alıyor. Ayrıca THK & Orion TEKMER’in OSSA iş birliğiyle savunma ve havacılıkta yenilikçi üretim, Ar-Ge ve TEKMER ekosistemi temalı etkinlikler düzenlemesi, merkezin bu alandaki konumunu daha görünür hale getiriyor.
Bu nedenle Jidoka’nın THK & Orion TEKMER ’de savunma sanayi bağlantılı projeler geliştirmesi sadece bir mekân tercihi değildir.
Bu, Türkiye’de TEKMER modelinin nasıl stratejik teknoloji geliştirme alanına dönüşebileceğini gösteren önemli bir işarettir.
Bana göre bu hikâyeden çıkarılması gereken birkaç kritik bilgi var.
Birincisi, robotik artık geleceğin konusu değil; bugünün sanayi politikasıdır. Bakanlığın endüstriyel robotları HIT-30 içinde ayrı bir çağrı başlığına taşıması, ekosisteme açık bir mesajdır: Bu alanda üretim yapan, Ar-Ge yapan, bileşen geliştiren, yazılım geliştiren, saha çözümü üreten girişimler daha fazla önem kazanacak.
İkincisi, genç mühendisler için yeni bir kapı açılıyor. Bilgisayar mühendisliği, elektrik-elektronik, mekatronik, makine, yapay zekâ, endüstri, havacılık ve yazılım alanlarında okuyan gençler artık sadece uygulama geliştirmekle sınırlı bir gelecek hayal etmek zorunda değil. Robotik; yazılımı, donanımı, yapay zekâyı ve üretimi aynı masada buluşturan çok daha büyük bir oyun alanı sunuyor.
Üçüncüsü, savunma sanayi girişimcilik ekosistemiyle daha fazla kesişecek. Yeni dönemde savunma sanayi sadece büyük yüklenicilerin alanı olmayacak. Otonom sistemler, robotik platformlar, görüntü işleme, sinyal analizi, saha otomasyonu, güvenlik robotları, insansız sistemler ve yapay zekâ destekli çözümler geliştiren girişimler bu alanın doğal parçası haline gelecek.
Dördüncüsü, TEKMER’ler artık klasik girişimcilik merkezleri gibi davranamaz. Genç girişimcilere sadece masa, internet ve etkinlik takvimi sunmak yetmez. TEKMER’ler sanayiyi, savunmayı, üniversiteyi, yatırımcıyı, kamu desteklerini ve genç mühendisleri aynı masaya getiren stratejik ara yüzler olmak zorunda.
Beşincisi, Türkiye’nin bu alanda zamana karşı yarışı var. Dünyada robotik yarış hızlanıyor. İnsansı robotlar, robot köpekler, fabrika içi asistanlar, güvenlik robotları, bakım robotları ve otonom saha sistemleri artık bilim kurgu konusu değil. Bugünün ürünü, bugünün yatırımı ve bugünün rekabet alanı.
Bu noktada Murat Bil’in girişimcilik duruşunu ayrıca önemsiyorum.
Çünkü Murat Bil ve Jidoka ekibi, kolay bir alanda iş yapmıyor. Robotik zor bir alandır. Donanım maliyeti vardır. Test süreci uzundur. Prototip defalarca hata verir. Saha koşulları laboratuvardaki gibi davranmaz. Müşteri sabır ister. Yatırımcı netlik ister. Üretim disiplini ister. Teknik ekip ister. Finansman ister. En önemlisi de uzun vadeli inanç ister.
Ama bazı işler kolay olduğu için değil, gerekli olduğu için yapılır.
Jidoka’nın yaptığı iş bana göre böyle bir iştir.
Zor ama gerekli.
Uzun vadeli ama stratejik.
Maliyetli ama ülkeye teknoloji kabiliyeti kazandıran bir iş.
Burada genç mühendisler için de çok güçlü bir mesaj var. Jidoka gibi girişimler gençlere şunu söylüyor: Bu ülkede sadece başkalarının teknolojisini kullanmak zorunda değilsiniz. Siz de geliştirebilirsiniz. Siz de robot yapabilirsiniz. Siz de yapay zekâyı sahaya indirebilirsiniz. Siz de savunma sanayine, üretime, güvenliğe, arama kurtarmaya ve insan hayatına dokunan teknolojiler üretebilirsiniz.
Bu özgüven çok kıymetli.
Türkiye’de girişimcilik ekosisteminin bir süredir fazla dijital konfor alanına sıkıştığını düşünüyorum. Elbette yazılım girişimleri değerli. Elbette SaaS, fintek, pazaryeri ve yapay zekâ tabanlı dijital ürünler önemli. Ama yeni dönemde sadece ekranın içindeki girişimlere değil, fiziksel dünyaya dokunan girişimlere de ihtiyacımız var.
Fabrikaya giren girişimlere ihtiyacımız var.
Sanayicinin problemini anlayan girişimlere ihtiyacımız var.
Savunma sanayinin ihtiyaçlarını okuyabilen girişimlere ihtiyacımız var.
Afet sahasında işe yarayan girişimlere ihtiyacımız var.
İnsan hayatını kolaylaştıran, güvenliği artıran, üretimi verimli hale getiren ve ülkenin teknoloji bağımsızlığına katkı sunan girişimlere ihtiyacımız var.
Jidoka bu açıdan yalnızca bir ürün ailesi değil, bir gelecek provasıdır.
Bugün Jidoka Dog bir fabrikada bakım ve güvenlik için kullanılabilir. Yarın Jidoka Human bir üretim hattında operatör gibi görev alabilir. Başka bir gün Jidoka’nın savunma sanayi bağlantılı çözümleri riskli alanlarda insan hayatını koruyan bir platforma dönüşebilir. Bir başka senaryoda arama kurtarma, erişilebilirlik, sosyal hizmet veya güvenlik alanlarında toplumsal fayda üreten bir teknoloji ailesi haline gelebilir.
Asıl mesele şu: Biz bu hikâyeyi sahiplenebilecek miyiz?
Genç mühendisleri bu alanlara yönlendirebilecek miyiz?
Yatırımcılar robotik girişimlere yeterince sabır gösterebilecek mi?
Kamu destekleri doğru girişimlerle buluşabilecek mi?
TEKMER’ler ve teknoparklar sadece başvuru alan merkezler değil, stratejik teknoloji geliştirme üsleri haline gelebilecek mi?
Sanayi şirketleri yerli robotik çözümleri test etmeye cesaret edecek mi?
Bu soruların cevabı Türkiye’nin robotik geleceğini belirleyecek.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın endüstriyel robot üretimini stratejik destek alanına taşıması, girişimcilik ekosistemi için güçlü bir sinyal. KOSGEB tarafında da girişimcilere yönelik destek mekanizmalarının, makine-teçhizat, yazılım, hizmet alımı, test-analiz, pazarlama ve sınai mülkiyet hakları gibi kalemleri kapsayacak şekilde yapılandırılması, erken aşama teknoloji girişimleri için önemli bir destek zemini oluşturuyor.
Fakat destek tek başına yetmez.
Destek, doğru vizyonla birleşirse anlam kazanır.
Teşvik, doğru girişimciyle buluşursa değer üretir.
TEKMER, doğru mühendislik ekibini sanayiyle buluşturursa gerçek bir teknoloji merkezine dönüşür.
Yatırımcı, sadece kısa vadeli getiriye değil stratejik teknoloji değerine bakarsa ekosistem büyür.
Jidoka, Murat Bil ve THK & Orion TEKMER eksenindeki hikâyeyi bu yüzden önemsiyorum. Çünkü bu hikâye bize şunu gösteriyor: Türkiye’de robotik alanında bir potansiyel var. Bu potansiyelin büyümesi için girişimci cesareti, genç mühendis enerjisi, kamu desteği, sanayi iş birliği ve doğru ekosistem mimarisi aynı anda çalışmalı.
Bugün mesele sadece bir robot köpek ya da insansı robot meselesi değil.
Mesele, Türkiye’nin gelecekte hangi masada oturacağı meselesi.
Robotları ithal eden ülkeler masasında mı?
Yoksa robotları geliştiren, üreten, satan, ihraç eden ve kendi teknolojik markalarını dünyaya taşıyan ülkeler masasında mı?
Ben ikinci masaya inanıyorum.
Bu ülkenin genç mühendislerine inanıyorum.
Murat Bil gibi zor alana girme cesareti gösteren girişimcilere inanıyorum.
THK & Orion TEKMER gibi savunma sanayi, havacılık ve girişimcilik ekosistemini aynı zeminde buluşturabilecek yapılara inanıyorum.
Jidoka gibi girişimlerin Türkiye’nin robotik hafızasında önemli bir iz bırakabileceğine inanıyorum.
Ama inanç yetmez. Bu hikâyeyi büyütmek gerekir.
Genç mühendislere laboratuvar vermek gerekir.
Girişimcilere test sahası açmak gerekir.
Sanayi şirketlerini yerli çözümleri denemeye ikna etmek gerekir.
Yatırımcıları derin teknoloji sabrına davet etmek gerekir.
Kamu desteklerini doğru girişimlerle buluşturmak gerekir.
TEKMER’leri stratejik teknoloji geliştirme merkezleri haline getirmek gerekir.
Çünkü gelecek bekleyenlerin değil, üretenlerin olacak.
Gelecek sadece konuşanların değil, sahaya inenlerin olacak.
Gelecek yalnızca trendleri takip edenlerin değil, risk alıp ürün geliştirenlerin olacak.
Bugün Jidoka’ya baktığımda sadece bir robot görmüyorum.
Bir uyanış görüyorum.
Bir mühendislik çağrısı görüyorum.
Bir savunma sanayi fırsatı görüyorum.
Bir gençlik enerjisi görüyorum.
Bir ülkenin “Ben bu yarışta sadece izleyici olmayacağım” deme ihtimalini görüyorum.
Ve belki de en önemlisi şunu görüyorum:
Türkiye’nin robotik hikâyesi daha yeni başlıyor.
Türkiye robotikHıt-30 programıEndüstriyel robotJidokaMurat bilThk orion tekmer



Yorum Yap