
Haberi Dinle
Kadın Sesi
Bazen girişimcilik ekosisteminde bazı kavramlar öyle parlatılıyor ki, gerçekte ne işe yaradığını konuşmaya fırsat bulamadan hepimiz o kavramın etrafında dönmeye başlıyoruz. “Yurt dışı hızlandırma programı” da bana göre bu kavramlardan biri.
Kulağa çok güçlü geliyor, değil mi?
Bir girişimci uçağa biniyor. Londra’ya, Berlin’e, Doha’ya, Dubai’ye, Amsterdam’a, Lizbon’a, San Francisco’ya ya da Singapur’a gidiyor. Orada birkaç yatırımcıyla tanışıyor, birkaç workshop’a katılıyor, birkaç fotoğraf çekiliyor, LinkedIn’de “globalleşme yolculuğumuz başladı” diye bir paylaşım yapılıyor. Programı düzenleyen kurum da kendi hesabından “girişimcilerimizi dünyaya açıyoruz” mesajını veriyor. Herkes mutlu. Herkes görünür. Herkes ekosisteme katkı sunduğunu düşünüyor.
Peki gerçekten öyle mi?
Asıl soru şu: Bu programların sonunda girişimcinin müşteri sayısı artıyor mu? Geliri büyüyor mu? Yeni pazarda satış yapabiliyor mu? Yatırım alabiliyor mu? Stratejik iş birliği kurabiliyor mu? Ürünü global pazara göre yeniden konumlanıyor mu? Yoksa sadece pasaportuna bir damga, telefonuna birkaç fotoğraf ve hafızasına “iyi bir deneyimdi” cümlesi mi kalıyor?
Ben bu konuyu biraz rahatsız edici ama gerekli bir yerden konuşmak istiyorum. Çünkü girişimcilik merkezleri, teknoparklar, TEKMER’ler, kuluçka merkezleri, kamu destekli yapılar, özel sektör inisiyatifleri ve ekosistem kurumları olarak artık sadece “girişimciyi yurt dışına götürdük” demekle yetinemeyiz. Bu cümle belki bir dönem anlamlıydı. Ama bugün artık yeterli değil.
Bugün sormamız gereken soru şu: Girişimciyi yurt dışına neden götürdük, kiminle buluşturduk, neye hazırladık, oradan hangi sonuçla döndürdük ve altı ay sonra ne değişti?
Çünkü gerçek etki, uçak biletinde değil; program sonrası çıkan ticari sonuçta saklıdır.
Hızlandırma Programları Faydasız mı? Hayır. Ama Her Program Değer Üretmiyor
Önce hakkını teslim edelim. Hızlandırma programları doğru tasarlandığında girişimciler için ciddi fayda üretebilir. Akademik çalışmalar da bunu tamamen reddetmiyor. 2025 tarihli bir meta-analiz, 21 birincil çalışma ve 68 etki büyüklüğünü inceleyerek hızlandırma programlarının girişim performansı üzerinde istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif bir etkisi olduğunu ortaya koyuyor. Yani “hızlandırma programları tamamen boştur” demek doğru değil. Sorun, her hızlandırma programının aynı etkiyi üretmediği gerçeğini görmezden gelmekte.
Start-Up Chile üzerine yapılan önemli çalışmalardan biri de yalnızca para ve çalışma alanı vermenin sınırlı kaldığını; girişimcilik eğitimi, yoğun yönlendirme ve yapılandırılmış destekle birlikte programın performans etkisinin arttığını gösteriyor. Bu çalışma, hızlandırma programlarının sihirli değnek olmadığını ama doğru içerik ve doğru müdahale ile girişimin sermaye bulma ve büyüme kapasitesini artırabileceğini söylüyor.
OECD’nin start-up globalleşmesi üzerine hazırladığı 2024 raporu da hükümetlerin kuluçka ve hızlandırma politikalarını özellikle globalleşme hedefiyle nasıl tasarlaması gerektiğini ele alıyor. Raporda global girişimlerin ihracat, inovasyon, verimlilik, istihdam ve ekonomik büyüme açısından ülkelerine değer katabileceği vurgulanıyor. Ama bu değer kendiliğinden oluşmuyor; doğru girişim seçimi, hedef pazar hazırlığı, finansman, mentörlük, yetenek erişimi ve ağ tasarımı gerekiyor.
Yani elimizde iki gerçek var.
Birincisi, iyi hızlandırma programları işe yarayabilir.
İkincisi, kötü tasarlanmış programlar girişimciye zaman kaybettirebilir, kuruma PR malzemesi üretir ama gerçek ticari sonuç doğurmaz.
Benim eleştirim tam olarak burada başlıyor.
Yurt Dışı Programlarında En Büyük Yanılgı: “Gittik, O Halde Globalleştik”
Türkiye’de girişimcilik ekosisteminin en sevdiği kelimelerden biri “globalleşme.” Herkes globalleşmek istiyor. Herkes girişimcileri global pazara taşımak istiyor. Herkes “Türkiye’den dünyaya açılan girişimler” hikâyesinin bir parçası olmak istiyor.
Ama globalleşme, bir etkinlik katılımı değildir.
Globalleşme, bir fuar standı değildir.
Globalleşme, üç günlük networking değildir.
Globalleşme, bir şehirde çekilmiş ekip fotoğrafı değildir.
Globalleşme; hedef pazarı anlamak, müşteri segmentini yeniden tanımlamak, fiyatlandırmayı pazar gerçeklerine göre düzenlemek, satış kanalını kurmak, hukuki ve finansal bariyerleri görmek, lokal partner bulmak, rekabeti analiz etmek, ürünün o pazardaki gerçek ihtiyaca karşılık gelip gelmediğini test etmek ve en önemlisi oradan ölçülebilir bir sonuç çıkarabilmektir.
Bir girişimciyi Berlin’e götürmek başka şeydir. O girişimcinin Almanya’da ilk pilot müşterisini bulmasını sağlamak başka şeydir.
Bir girişimciyi Londra’daki bir yatırımcı etkinliğine sokmak başka şeydir. O girişimcinin İngiltere pazarına uygun yatırımcı listesini hazırlayıp, toplantı öncesi yatırımcıya özel sunumunu düzenlemek, toplantı sonrası takip sürecini yönetmek ve üç ay boyunca bu ilişkinin sıcak kalmasını sağlamak başka şeydir.
Bir girişimciyi Dubai’de sahneye çıkarmak başka şeydir. O girişimcinin Körfez pazarında hangi regülasyonla karşılaşacağını, hangi distribütörle çalışabileceğini, hangi müşteri grubuna satış yapabileceğini ve hangi fiyat seviyesinin kabul edilebilir olduğunu bilmek başka şeydir.
Ne yazık ki biz bazen birinciyi yapıp ikinciyi yapmış gibi anlatıyoruz.
İşte burada ekosistem kurumları olarak aynaya bakmamız gerekiyor.
Program mı Tasarlıyoruz, Gezi mi Organize Ediyoruz?
Yurt dışı etkinlikleri ve hızlandırma programları için en sert eleştirim şu: Bazı programlar girişimciye değil, programı düzenleyen kurumun görünürlüğüne hizmet ediyor.
Bu cümle ağır gelebilir ama konuşmamız lazım.
Eğer bir programın başarı kriteri “kaç girişimci götürdük, kaç fotoğraf paylaştık, kaç kurumla ziyaret yaptık” seviyesinde kalıyorsa, burada girişimci merkezli bir modelden değil, kurumsal vitrin çalışmasından bahsediyoruz demektir.
Elbette görünürlük önemlidir. Ekosistem kurumları da kendi etkilerini anlatmalıdır. Buna karşı değilim. Ama girişimcinin zamanı, enerjisi ve umudu bir iletişim kampanyasının dekoru haline gelmemeli.
Çünkü erken aşama girişimci zaten sınırlı kaynakla yaşıyor. Zamanı kısıtlı, parası kısıtlı, ekibi kısıtlı, motivasyonu kırılgan. Bir girişimciyi yurt dışına götürüyorsak, ona gerçekten değer katmak zorundayız. “Gitmişken birkaç yer görürsün, birkaç kişiyle tanışırsın, ufkun açılır” yaklaşımı artık yeterli değil.
Ufuk açılması güzel bir şeydir. Ama girişimci sadece ufukla fatura kesemez.
Girişimcinin müşteriye ihtiyacı var. Satışa ihtiyacı var. Stratejik ortağa ihtiyacı var. Yatırımcıya ihtiyacı var. Pazar doğrulamaya ihtiyacı var. Ürününün gerçekten başka bir pazarda karşılık bulup bulmadığını anlamaya ihtiyacı var.
Dolayısıyla yurt dışı programını “deneyim” olarak değil, “ticari sonuç üretme mekanizması” olarak tasarlamak zorundayız.
Her Girişim Yurt Dışı Programına Hazır mı?
Bir başka büyük problem de girişim seçimi.
Bazen yurt dışı programlarına katılan girişimlerin henüz yurt dışına çıkmaya hazır olmadığını görüyoruz. Ürün tam oturmamış. İngilizce pitch deck zayıf. Finansal model eksik. Hedef pazar belirsiz. Web sitesi global müşteriye güven vermiyor. Ekibin yabancı dilde satış yapma kapasitesi sınırlı. Girişimin kendi ülkesindeki müşteri doğrulaması bile yeterince güçlü değil.
Böyle bir girişimi yurt dışına götürdüğünüzde ne oluyor?
Girişimci moral buluyor ama sonuç alamıyor. Yatırımcı karşısına çıkıyor ama hazırlıksız görünüyor. Potansiyel müşteriyle tanışıyor ama takip sürecini yönetemiyor. Kurum tarafı “girişimcimizi global pazara taşıdık” diyor ama girişimci aslında global pazarda kendini test etmek yerine, hazırlıksız yakalanmış oluyor.
Bu girişimci için bazen faydadan çok zarar üretebilir.
Çünkü uluslararası pazarda kötü bir ilk izlenim, sonraki kapıları da zorlaştırır. Girişimci doğru zamanda, doğru pazarda, doğru hazırlıkla görünmelidir. Yurt dışına erken çıkmak her zaman avantaj değildir. Bazen erken çıkmak, hazır olmadan sahneye çıkmak anlamına gelir.
Bu yüzden her girişim için yurt dışı programı doğru değildir. Bazı girişimlerin önce ürününü güçlendirmesi gerekir. Bazılarının önce Türkiye’de satış yapmayı öğrenmesi gerekir. Bazılarının önce finansal modelini netleştirmesi gerekir. Bazılarının önce İngilizce yatırımcı sunumunu profesyonelleştirmesi gerekir. Bazılarının önce hedef pazar araştırması yapması gerekir.
Yurt dışı programı bir ödül gibi dağıtılmamalı. Bir strateji aracı olarak kullanılmalı.
“Network” Diyoruz ama Hangi Network?
Ekosistemde en çok kullanılan kelimelerden biri de “network.” Her yerde network var. Program açıklamalarında network var. Etkinlik tanıtımlarında network var. Sunumlarda network var. Ama çoğu zaman bu kelimenin içi boş kalıyor.
Girişimci için network, kartvizit toplamak değildir. LinkedIn bağlantısı eklemek değildir. Bir etkinlikte aynı karede fotoğraf vermek değildir.
Girişimci için gerçek network; karar vericiye erişimdir, müşteri adayına ulaşmaktır, yatırımcıyla anlamlı bir görüşme yapmaktır, sektörel mentorla düzenli takip kurmaktır, dağıtım kanalına girebilmektir, yerel regülasyon konusunda doğru kişiye ulaşabilmektir.
Bu ayrımı yapmadığımızda, yurt dışı programları “çok kişiyle tanıştık” cümlesine sıkışıyor. Oysa girişimcinin yüz kişiyle tanışmaya değil, doğru beş kişiyle derin ilişki kurmaya ihtiyacı var.
Burada program düzenleyen kurumların sorumluluğu büyük. Girişimciyi genel etkinliğe bırakmak yetmez. “Buyurun, burada yatırımcılar var, gidin tanışın” demek yetmez. Girişimcinin sektörü, aşaması, pazarı, ihtiyacı ve hedefi doğrultusunda eşleştirme yapılmalı.
B2B SaaS girişimini tüketici uygulamalarıyla ilgilenen yatırımcıyla buluşturmanın anlamı yok. Savunma sanayii teknolojisi geliştiren bir girişimi genel girişimcilik kahvaltısında potansiyel müşteri aramaya bırakmanın anlamı yok. Sağlık teknolojisi girişimini regülasyon konuşmadan Avrupa pazarına sokmaya çalışmanın anlamı yok.
Doğru network, rastgele kalabalık değil; stratejik eşleşmedir.
Etki Ölçümü Yoksa Başarı Hikâyesi de Eksiktir
Bence bu alandaki en ciddi eksikliklerden biri de etki ölçümü.
Birçok program sonunda güzel bir kapanış videosu hazırlanıyor. Katılımcı girişimcilerden birkaç olumlu cümle alınıyor. Program raporunda “X girişimci katıldı, Y mentorla görüştü, Z yatırımcıyla buluştu” gibi sayılar paylaşılıyor. Bunlar kötü değil ama yeterli değil.
Asıl ölçülmesi gerekenler şunlar:
- Programdan sonraki 3 ay içinde kaç girişim müşteri görüşmesi yaptı?
- 6 ay içinde kaç girişim pilot anlaşma imzaladı?
- Kaç girişim yatırımcıyla ikinci görüşmeye geçti?
- Kaç girişim yeni pazara özel satış materyali hazırladı?
- Kaç girişim gelir elde etti?
- Kaç girişim ihracat yaptı?
- Kaç girişim şirketleşme, distribütörlük, bayi, partnerlik ya da lisanslama sürecine girdi?
- Kaç girişim programdan sonra stratejisini değiştirdi?
- Kaç girişim için programın gerçekten ölçülebilir etkisi oldu?
İngiltere’de iş hızlandırıcıları ve kuluçka merkezlerinin etkisini inceleyen bir hükümet destekli rapor, yatırımcılara erişim, akranlara erişim, ekip kurma desteği ve doğrudan finansman gibi destek türlerinin olumlu etkiyle daha güçlü ilişkilendirildiğini belirtiyor; ancak etkilerin her ölçütte tutarlı olmadığını da vurguluyor. Bu bize şunu söylüyor: Programın varlığı kadar, hangi desteğin nasıl verildiği ve sonucun nasıl ölçüldüğü de kritik.
GALI’nin 2.599 girişim ve 212 hızlandırma programı başvurusu üzerinden yaptığı çalışmalar da hızlandırma süreçlerinde gelir ve finansman gibi büyüme metriklerinin izlenmesinin önemini ortaya koyuyor. Yani dünya bu programları sadece “katılım” üzerinden değil, büyüme sonuçları üzerinden anlamaya çalışıyor.
Bizim de Türkiye’de bunu yapmamız gerekiyor.
Yoksa her program başarılı görünür. Çünkü fotoğraf başarılıdır. Sahne başarılıdır. Katılım başarılıdır. Ama girişimci açısından sonuç başarısız olabilir.
Yurt Dışı Etkinlikleri Kötü mü? Hayır. Ama Yanlış Beklentiyle Tehlikeli
Yurt dışı etkinlikleri girişimci için çok değerlidir. Bunu özellikle söylemek isterim. Bir girişimcinin dünyayı görmesi, başka ekosistemlerin çalışma disiplinini anlaması, farklı yatırımcıların beklentilerini dinlemesi, global rekabeti gözlemlemesi çok kıymetlidir.
Bazı girişimciler için bir yurt dışı programı gerçekten zihinsel kırılma yaratabilir. “Benim ürünüm sadece Türkiye için değil, dünya için de anlamlı olabilir” duygusu çok güçlüdür. Bu duygu, girişimcinin vizyonunu büyütebilir.
Ama vizyon büyümesi tek başına şirket büyümesi değildir.
Sorun burada başlıyor. Biz bazen ilhamı sonuç zannediyoruz.
İlham kıymetlidir ama operasyonla desteklenmezse uçar gider. Girişimci döner, birkaç gün heyecanlı olur, sonra tekrar günlük problemlerine gömülür. Eğer program sonrası takip mekanizması yoksa, o global vizyon defterin arasında kalan bir not haline gelir.
Bu nedenle yurt dışı programları sadece “öncesi ve program anı” olarak değil, “sonrası” ile birlikte tasarlanmalıdır.
Bana göre iyi bir yurt dışı programının yüzde 30’u hazırlık, yüzde 30’u saha uygulaması, yüzde 40’ı ise program sonrası takip sürecidir.
Biz çoğu zaman yüzde 70’i seyahate, yüzde 20’si hazırlığa, yüzde 10’u da kapanış paylaşımına ayırıyoruz. İşte bu oran tersine dönmeli.
Girişimcilik Merkezleri Ne Yapmalı?
Eleştirmek kolay. Ama mesele sadece eleştirmek değil; daha iyi bir model önermek.
Bence girişimcilik merkezleri, TEKMER’ler, teknoparklar, hızlandırıcılar ve diğer ekosistem kurumları yurt dışı programlarını aşağıdaki prensiplerle yeniden tasarlamalı.
1. Önce hedef pazar seçilmeli, sonra girişimci götürülmeli
Bugün birçok programda önce etkinlik seçiliyor, sonra girişimci aranıyor. Bence bu ters.
Doğrusu şu olmalı: Önce hangi pazarın hangi girişimler için anlamlı olduğu belirlenmeli. Sonra o pazara uygun girişimler seçilmeli. Ardından program tasarlanmalı.
Örneğin savunma sanayii girişimi için Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ya da İngiltere belirli açılardan anlamlı olabilir. Oyun girişimi için Londra, Helsinki, Berlin veya Güney Kore daha anlamlı olabilir. SaaS girişimi için ABD, İngiltere, Hollanda veya Almanya farklı fırsatlar sunabilir. E-ihracat odaklı bir girişim için Dubai başka bir kapı açabilir.
Her girişim her pazara götürülmez. Her pazar her girişime uygun değildir.
2. Girişim seçimi objektif kriterlerle yapılmalı
Programa katılacak girişimler “kim daha görünür, kim daha ilişkili, kim daha tanıdık” mantığıyla değil; net kriterlerle seçilmeli.
Bu kriterler arasında şunlar olmalı:
Ürün olgunluğu, gelir durumu, müşteri doğrulaması, hedef pazar uyumu, ekip kapasitesi, İngilizce iletişim becerisi, teknik yetkinlik, satış potansiyeli, yatırım hazırlığı, regülasyon uyumu ve programdan beklenen somut çıktı.
Bu kriterler yoksa program adil olmaz. Daha da kötüsü, program verimli olmaz.
3. Program öncesi ciddi hazırlık yapılmalı
Girişimci yurt dışına gitmeden önce hazırlanmalı. Bu hazırlık sadece “sunumunu İngilizceye çevirelim” seviyesinde kalmamalı.
Pitch deck global standarda çekilmeli. Finansal model sadeleştirilmeli. Hedef yatırımcı listesi çıkarılmalı. Potansiyel müşteri listesi hazırlanmalı. Ürün demosu netleştirilmeli. Rakip analizi yapılmalı. Hedef pazara özel değer önerisi kurulmalı. Girişimcinin anlatısı güçlendirilmeli.
Girişimci sahaya çıktığında “biz kimiz?” sorusuna değil, “bu pazarda kime, hangi değerle, nasıl satış yapacağız?” sorusuna cevap verebilmeli.
4. Rastgele network değil, önceden planlanmış eşleşme yapılmalı
Programın en kritik kısmı budur.
Girişimciyi etkinlik alanına bırakıp “hadi network yap” demek artık amatörlük. Kurumun görevi girişimci adına kapı açmaktır. Bunun için programdan önce yatırımcılar, potansiyel müşteriler, kamu kurumları, şirketler, distribütörler, hukukçular, muhasebeciler, sektör dernekleri ve yerel partnerlerle görüşmeler planlanmalı.
Her girişim için en az 5 stratejik görüşme önceden ayarlanmalı. Bu görüşmeler rastgele değil, hedefe göre olmalı.
Bir girişimci yurt dışından “çok güzel insanlarla tanıştım” diye değil, “3 müşteri adayıyla ikinci görüşmeye geçtim” diye dönmeli.
5. Program sonrası takip zorunlu olmalı
Yurt dışı programından döndükten sonra gerçek iş başlar.
Her girişim için 30-60-90 günlük takip planı yapılmalı. Kimle görüşüldü? Hangi toplantı devam edecek? Hangi doküman gönderilecek? Hangi yatırımcıya güncelleme geçilecek? Hangi müşteriyle pilot konuşulacak? Hangi pazara özel ürün değişikliği yapılacak?
Eğer bu takip yapılmazsa, programın büyük kısmı boşa gider.
Programı düzenleyen kurum da burada aktif rol almalı. Sadece götüren değil, takip eden kurum olmalı.
6. Başarı metrikleri baştan ilan edilmeli
Her programın başında başarı kriterleri belirlenmeli.
Mesela:
6 ay içinde 10 pilot görüşme, 3 ticari anlaşma, 2 yatırımcı ikinci görüşmesi, 1 distribütörlük görüşmesi, 5 stratejik partner teması, 1 ihracat denemesi, 1 pazar raporu, 1 yatırımcı güncelleme süreci.
Bu metrikler sektöre göre değişebilir ama mutlaka olmalı.
Ölçmediğimiz şeyi yönetemeyiz. Yönetemediğimiz şeyi de başarı diye anlatmamalıyız.
7. Girişimciye gerçekçi beklenti verilmeli
Yurt dışı programı, girişimciye “yatırım alacaksın” diye pazarlanmamalı. Çünkü çoğu girişim ilk temasta yatırım almaz. Hele hele birkaç günlük programla yatırım almak nadiren olur.
Girişimciye doğru beklenti verilmeli: Bu program bir satış, öğrenme, doğrulama, bağlantı ve konumlanma fırsatıdır. Yatırım ihtimali vardır ama garanti değildir. Programın asıl değeri, girişimin global pazara ne kadar hazır olduğunu görmesidir.
Gerçekçi beklenti girişimciyi korur. Abartılı vaat ise hayal kırıklığı üretir.
Türkiye Ekosistemi İçin Kritik Bir Eşik
Türkiye girişimcilik ekosistemi son yıllarda önemli bir ivme yakaladı. Startup Genome’un 2025 Küresel Startup Ekosistemi Raporu’nda İstanbul’un yükselen ekosistemler arasında güçlü bir konuma geldiği, performans, finansman ve pazar erişimi alanlarındaki gelişimiyle dikkat çektiği belirtiliyor. Bu bizim için önemli bir sinyal.
Ama tam da bu nedenle daha dikkatli olmalıyız. Çünkü ekosistem büyüdükçe, yapılan işlerin kalitesi de daha görünür hale geliyor. Artık sadece etkinlik yapmak, heyecan üretmek, sahne kurmak, fotoğraf paylaşmak yeterli olmayacak.
Türkiye’den daha fazla girişimin global pazara açılmasını istiyorsak, yurt dışı programlarını daha profesyonel, daha ölçülebilir ve daha sonuç odaklı hale getirmeliyiz.
Bu noktada kamu destekli kurumlara da özel sektör yapılarına da büyük görev düşüyor. Çünkü iyi tasarlanmış bir yurt dışı programı sadece girişimciye değil, ülkenin ekonomik vizyonuna da katkı sunar. OECD’nin raporlarında da vurgulandığı gibi globalleşen girişimler ülkelerine ihracat, istihdam, inovasyon ve verimlilik katkısı sağlayabilir.
Ama kötü tasarlanmış programlar da kaynak israfı üretir.
Ve kaynak israfı sadece para israfı değildir. Girişimcinin zamanı, motivasyonu, umudu ve enerjisi de bir kaynaktır.
Bir Girişimciyi Yurt Dışına Götürmek Sorumluluktur
Benim bu yazıdaki ana derdim şu: Girişimciyi yurt dışına götürmek bir başarı hikâyesi değil, bir sorumluluk başlangıcıdır.
O girişimci sizin programınıza güvenerek geliyor. Zaman ayırıyor. Belki ekibini geride bırakıyor. Belki kendi bütçesinden harcama yapıyor. Belki o programa büyük bir umut bağlıyor. “Belki burada bir yatırımcı bulurum, belki ilk müşterimi çıkarırım, belki şirketin kaderi değişir” diye düşünüyor.
Bu umudu hafife alamayız.
O yüzden ekosistem kurumları olarak kendimize şu soruları sormalıyız:
Bu girişimciyi gerçekten doğru pazara mı götürüyoruz?
Onu yeterince hazırladık mı?
Karşısına doğru insanları çıkarıyor muyuz?
Programdan sonra yanında olacak mıyız?
Bu girişimcinin zamanına gerçekten saygı duyuyor muyuz?
Yoksa onu kendi görünürlüğümüz için mi kullanıyoruz?
Bu sorular rahatsız edici olabilir. Ama ekosistem biraz da bu rahatsız edici soruları sorabildiğinde büyür.
Ben Nasıl Bir Model Öneriyorum?
Bana göre Türkiye’de yurt dışı hızlandırma programları için yeni bir model kurulmalı. Bu modelin adı “sonuç odaklı globalleşme programı” olabilir.
Bu modelde süreç şöyle işlemeli:
Önce sektör bazlı çağrı açılmalı. Mesela savunma, havacılık, yapay zekâ, SaaS, sağlık teknolojileri, iklim teknolojileri, oyun, fintek veya akıllı şehircilik gibi alanlar belirlenmeli.
Sonra hedef pazar seçilmeli. Hangi sektör hangi pazarda daha hızlı karşılık bulabilir, buna bakılmalı.
Ardından girişimler değerlendirme kurulundan geçmeli. Sadece iyi sunum yapan değil, gerçekten pazar uyumu olan girişimler seçilmeli.
Seçilen girişimler en az 4 haftalık hazırlık kampına alınmalı. Bu süreçte pitch, finans, pazar, hukuk, satış, yatırımcı ilişkileri, kültürel iletişim ve hedef pazar stratejisi çalışılmalı.
Yurt dışı programı sırasında her girişime özel toplantı takvimi hazırlanmalı. Genel etkinlik katılımı olabilir ama ana değer birebir görüşmelerde olmalı.
Program sonrası 3 ay boyunca takip yapılmalı. Her girişim için haftalık veya iki haftalık ilerleme görüşmeleri planlanmalı.
Altıncı ayda etki raporu yayımlanmalı. Hangi girişim ne yaptı, hangi görüşmeler sonuç verdi, hangi alanlar başarısız oldu, hangi dersler çıkarıldı, açıkça paylaşılmalı.
İşte o zaman gerçek bir ekosistem katkısından bahsedebiliriz.
Sonuç: Globalleşme Uçağa Binmekle Değil, Pazara Tutunmakla Başlar
Yurt dışı hızlandırma programları girişimciler için başarılı sonuçlar verebilir mi?
Evet, verebilir.
Ama sadece doğru girişim, doğru pazar, doğru hazırlık, doğru eşleşme, doğru takip ve doğru ölçüm varsa.
Aksi halde bu programlar girişimci için pahalı bir motivasyon gezisine, kurumlar için de parlak bir iletişim kampanyasına dönüşür.
Ben yurt dışı programlarına karşı değilim. Tam tersine, Türkiye’deki girişimcilerin dünyaya daha fazla açılması gerektiğine inanıyorum. Hatta buna mecbur olduğumuzu düşünüyorum. Çünkü artık yerel kalmak çoğu teknoloji girişimi için yeterli değil. Pazarlar birbirine bağlandı. Rekabet küresel. Sermaye küresel. Yetenek küresel. Müşteri beklentisi küresel.
Ama globalleşme romantik bir kelime değil; stratejik bir disiplindir.
Girişimciye “hadi seni dünyaya açalım” demek kolay. Zor olan, onu dünyada tutunduracak zemini hazırlamaktır.
Bugün ekosistem kurumları olarak bize düşen görev; daha az vitrin, daha fazla derinlik üretmek. Daha az fotoğraf, daha fazla sonuç üretmek. Daha az kalabalık, daha fazla doğru eşleşme üretmek. Daha az “gittik geldik”, daha fazla “satış yaptık, yatırım aldık, müşteri bulduk, pazar öğrendik” diyebilmek.
Çünkü girişimcilik ekosistemi alkışla değil, sonuçla büyür.
Ve bir girişimci yurt dışından döndüğünde valizinde sadece broşürler, kartvizitler ve anılar değil; yeni müşteriler, yeni fırsatlar, yeni stratejiler ve daha güçlü bir yol haritası taşıyorsa, işte o zaman gerçekten globalleşme başlamış demektir.
Aksi halde kendimizi kandırmayalım.
Uçağa binmek globalleşmek değildir.
Globalleşmek; başka bir pazarda değer üretmek, güven kazanmak, satış yapmak ve kalıcı olabilmektir.
Girişimcilerimizin de tam olarak buna ihtiyacı var.
Faydalanılan Kaynaklar
- N. Seitz, A meta-analysis towards the effectiveness of startup accelerators, The Journal of Technology Transfer, 2025.
- Juanita González-Uribe & Michael Leatherbee, The Effects of Business Accelerators on Venture Performance: Evidence from Start-Up Chile, The Review of Financial Studies, 2018.
- OECD, Start-Up Globalisation through Incubation and Acceleration, Mayıs 2024.
- Department for Business, Energy & Industrial Strategy, Nesta, LSE, The Open University, Beauhurst, The Impact of Business Accelerators and Incubators in the UK, 2019.
- Global Accelerator Learning Initiative / Aspen Network of Development Entrepreneurs, accelerator performance and learning reports.
- Startup Genome, Global Startup Ecosystem Report 2025 — Emerging Ecosystems Ranking.
Yurt dışı hızlandırma programlarıStartup globalleşmesiGirişimcilik ekosistemiStartup



Yorum Yap