Emlak Konut ile Şehirlerin Geleceğine Teknoloji Dokunuşu
Haberi Dinle
Kadın Sesi

Türkiye’de girişimcilik ekosistemi uzun yıllardır daha çok yazılım, fintech, oyun ve e-ticaret gibi alanlarla anılıyordu. Ancak son dönemde sahada çok daha farklı bir dönüşüm dikkat çekiyor. Benim bu değişimi ilk net hissettiğim çalışmalardan biri ise Anadolu Ajansı ile Bilişim Vadisi iş birliğinde gerçekleştirilen hackathon süreci olmuştu. Ortaya çıkan ana temalar, girişimcilik ekosisteminin artık farklı sektörlerle çok daha güçlü şekilde birleşmeye başladığını gösteriyordu.

Bugün artık sadece dijital platformlar değil; şehirler, binalar, site yaşamı, enerji yönetimi, afet süreçleri ve inşaat teknolojileri de girişimcilik dünyasının önemli başlıkları arasında yer alıyor. Özellikle gayrimenkul ve inşaat teknolojileri tarafında oluşan hareketlilik, yalnızca yeni ürünler değil; yeni iş modelleri, yeni bakış açıları ve sahaya dokunan yeni nesil çözümler ortaya koyuyor.

Bu dönüşümün sahadaki güçlü örneklerinden biri de Emlak Konut tarafından gerçekleştirilen Ideathon serileri oldu. İstanbul, Ankara, İzmir, Konya ve Kahramanmaraş’ta düzenlenen bu programlar yalnızca bir fikir yarışması olmanın ötesine geçti. Her şehrin kendi ihtiyaçlarına göre şekillenen teknoloji başlıklarını girişimcilik ekosistemiyle buluşturan, yerel problemleri teknoloji ve girişimcilik bakış açısıyla ele alan önemli bir yapıya dönüştü.

Geçtiğimiz yıl gerçekleştirilen Anahtar Fikirler Zirvesi ve sonrasında düzenlenen hackathon süreçlerinden sonra Ideathon serisinin devam etmesi ekosistem adına önemli bir gelişmeydi. Çünkü girişimcilik ekosisteminde sürdürülebilirlik yalnızca şirketler için değil; programlar, iş birlikleri ve problem alanlarının devamlılığı açısından da büyük önem taşıyor. Süreklilik oluştuğunda hem girişimciler hem kurumlar hem de şehirler kendi dönüşüm alanlarını daha net görmeye başlıyor.

Programın en dikkat çekici taraflarından biri ise her şehrin kendi ihtiyaçlarına ve odak alanına göre kurgulanmış olmasıydı. İstanbul ayağında site yönetimlerinin dijitalleşmesi, akıllı güvenlik sistemleri, topluluk deneyimi, enerji verimliliği ve veri platformları üzerine geliştirilen projeler sahneye çıktı. Bugün yüzlerce hatta binlerce konutun bulunduğu yaşam alanlarında hâlâ manuel ilerleyen süreçleri düşündüğümüzde, bu alanın ne kadar büyük bir dönüşüm potansiyeli taşıdığı çok daha net görülüyor. Aidat yönetiminden bakım operasyonlarına, güvenlik süreçlerinden saha koordinasyonuna kadar birçok başlık artık veri, yapay zekâ ve otomasyon ile yeniden şekillenmeye başlıyor.

Ankara programında ise yapay zekâ destekli değerleme sistemleri, yatırım analitiği, ESG çözümleri, şehir ölçeğinde veri analitiği ve dijital tapu süreçleri öne çıkan başlıklar arasındaydı. Özellikle gayrimenkul sektörünün veriyle dönüşeceği artık çok daha net görülüyor. Çünkü günümüzde yalnızca bina inşa etmek yeterli değil; o binanın bulunduğu mikro bölgenin geleceğini okuyabilmek, yatırım geri dönüşünü hesaplayabilmek, riskleri analiz edebilmek ve kullanıcı deneyimini ölçebilmek gerekiyor.

Gayrimenkul sektörü artık sadece mühendislik bakışıyla değil; veri bilimi, yapay zekâ ve karar destek sistemleriyle birlikte ilerleyen multidisipliner bir yapıya dönüşüyor.

İzmir ayağında sürdürülebilirlik ve enerji verimliliği odağı dikkat çekiyordu. Enerji maliyetlerinin geldiği nokta düşünüldüğünde, akıllı enerji yönetimi artık bir “ekstra özellik” olmaktan çıkıp temel bir ihtiyaç haline geliyor. Binaların kendi enerjisini üretebilmesi, enerji depolama sistemleri, mikro şebekeler, enerji paylaşım modelleri ve IoT tabanlı enerji analitiği önümüzdeki dönemin en kritik çalışma alanlarından biri olacak gibi görünüyor. Özellikle yapay zekâ destekli enerji optimizasyon sistemlerinin yalnızca maliyet düşürmeye değil, sürdürülebilir yaşam alanları oluşturmaya da ciddi katkı sağlayacağı kanaatindeyim.

Konya programındaki odak ise oldukça farklı ve dikkat çekiciydi: dikey ulaşım teknolojileri. İlk bakışta yalnızca “asansör teknolojisi” gibi görünen bu alanın aslında yapay zekâ, büyük veri, IoT, dijital ikiz ve akıllı şehir teknolojileriyle nasıl birleştiğini görmek önemliydi. Çünkü geleceğin şehirlerinde yalnızca yatay ulaşım değil, dikey ulaşım da ciddi bir problem alanı olacak. Özellikle mega yapılarda insan akışını yönetmek, enerji tüketimini optimize etmek ve bakım süreçlerini önceden tahmin edebilmek teknoloji şirketlerinin yeni çalışma alanlarından biri haline geliyor.

Kahramanmaraş programı ise benim için ayrı bir anlam taşıyordu. Deprem gerçeğini yaşamış bir şehirde; afet dayanıklı yapılar, erken uyarı sistemleri, dijital şantiye teknolojileri ve akıllı afet yönetimi üzerine fikir geliştirilmesi oldukça kıymetliydi. Çünkü artık afet sonrası konuşmak yerine afet öncesi hazırlığı konuşmak zorundayız. Yapı güvenliği, sensör tabanlı izleme sistemleri, veri destekli risk analitiği ve kriz anı koordinasyon platformları önümüzdeki yılların en kritik teknoloji alanlarından biri olmaya aday görünüyor.

Program boyunca ben de online ve fiziki eğitimlerde gençlerle bir araya geldim. Girişimcilik eğitimleri, iş modeli çalışmaları, problemden çözüme atölyeleri ve mentorluk süreçlerinde birçok farklı fikir ve bakış açısını birlikte değerlendirme fırsatı bulduk. Açık söylemek gerekirse beni en çok heyecanlandıran şey yalnızca teknoloji başlıkları değil, gençlerin olaylara yaklaşım biçimi oldu.

Çünkü sahnede gördüğümüz birçok genç sadece fikir üretmeye çalışmıyordu. Problemi analiz ediyor, veriyle düşünmeye çalışıyor, kullanıcıyı anlamaya odaklanıyor ve uygulanabilir çözüm geliştirmeyi önceliklendiriyordu. Hatta bazı fikirlerin birkaç saat içerisinde nasıl dönüşüp geliştiğine, doğru sorular soruldukça nasıl daha gerçekçi ve uygulanabilir hale geldiğine birebir şahit oldum.

Bugün girişimcilik ekosisteminin en büyük ihtiyaçlarından biri de tam olarak bu yaklaşım. Sadece fikir bulan değil; problemi doğru anlayan, müşteriyi analiz eden, sahaya dokunan ve uygulanabilir iş modeli geliştirebilen girişimcilere ihtiyaç var. Çünkü artık mesele yalnızca teknoloji geliştirmek değil; gerçek bir problemi çözebilmek ve çözümün sahadaki karşılığını ortaya koyabilmek. Özellikle şehir yaşamı, enerji, afet yönetimi ve gayrimenkul teknolojileri gibi alanlarda bunun çok daha kritik hale geldiğini görüyoruz.

Emlak Konut’un bu süreçte yalnızca ödül veren bir yapıdan öteye geçmeye çalışması da önemliydi. Çünkü girişimcilik yarışmalarının en büyük problemlerinden biri çoğu zaman etkinlik sona erdiğinde fikirlerin de sona ermesi oluyor. Burada ise pilot uygulama imkânı, PoC süreçleri ve Anahtar Fikirler Zirvesi’nde sahne alma fırsatı sunulması girişimciler açısından önemli bir motivasyon oluşturuyor. Aslında ekosistemin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey de tam olarak bu: uygulama alanı. Sadece ödül değil, saha deneyimi. Sadece sunum değil, gerçek problem çözme fırsatı.

Çünkü şehirlerin geleceği yalnızca mühendislerle değil; girişimcilerle, veri analistleriyle, yazılımcılarla, tasarımcılarla, saha uzmanlarıyla ve birlikte düşünebilen ekiplerle şekillenecek. Ve görünen o ki Türkiye’de artık sadece bina değil, akıllı yaşam ekosistemleri konuşulmaya başlanıyor. Bu dönüşümü sahada görmek, gençlerin bakış açısında hissetmek ve ortaya çıkan fikirlerin gelişimine tanıklık etmek ise gerçekten heyecan veriyor.

Emlak konutIdeathonProptechŞehir teknolojileriAkıllı şehirlerGirişimcilik ekosistemi
Serhat DUYAR
Serhat DUYAR
Girişimcilik Danışmanı

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.