BÜYÜK HEDEF, BÜYÜK SORU: TÜRKİYE STARTUP EKOSİSTEMİ GERÇEKTEN UÇUŞA GEÇİYOR MU?
Haberi Dinle
Kadın Sesi

Son dönemde girişimcilik ekosisteminde dikkat çeken bir hareketlilik var. Özellikle kamu tarafında yapılan açıklamalar, uzun zamandır girişimcilik ekosisteminde çalışan biri olarak benim de dikkatimi çekiyor. Yıllardır girişimcilerle, teknoparklarla, yatırımcılarla ve kamu destek mekanizmalarıyla iç içe çalışan biri olarak şunu çok net söyleyebilirim: Bir ülkenin startup ekosisteminin bölgesel bir çekim merkezine dönüşmesi, sadece finansmanla değil; vizyon, hız ve uygulama gücüyle mümkün olur.

Son günlerde Mehmet Fatih Kacır tarafından yapılan açıklamalarda girişimcilik ekosistemine yönelik oldukça güçlü mesajlar verildi. Kacır, özellikle teknoloji girişimlerinin desteklenmesi, yatırım mekanizmalarının güçlendirilmesi ve girişimcilerin daha hızlı ticarileşebilmesi adına yeni adımların atılacağını ifade ederek şunu vurguladı: “Türkiye’yi yüksek teknoloji üreten ve bunu ticarileştiren bir ülke haline getirmek için girişimcilerimizin yanında olmaya devam edeceğiz.” Bu ifade, Türkiye’nin sadece fikir üreten değil, o fikri pazarda karşılık bulan bir yapıya dönüştürme niyetinin altını çiziyor.

Benzer şekilde Recep Tayyip Erdoğan da yaptığı konuşmalarda girişimcilik ve teknoloji odaklı büyümenin altını çizerek şu ifadeyi kullandı: “Gençlerimizin yenilikçi fikirlerini hayata geçirebilecekleri güçlü bir ekosistem inşa ediyoruz.” Bu cümle aslında kritik bir kırılma noktasına işaret ediyor. Çünkü bölgesel bir çekim merkezi olabilmek için sadece yerel girişimcileri desteklemek yetmez; aynı zamanda uluslararası girişimcileri, yatırımcıları ve yetenekleri de çekebilen bir yapı kurmak gerekir.

Bu noktada açıklanan yeni paket, ekosistemde uzun süredir beklenen bazı kritik başlıklara doğrudan temas ediyor. Açıklanan düzenlemeleri sahadan bir gözle sadeleştirirsek karşımıza şu tablo çıkıyor:

  1. İhracat yapan teknoloji girişimlerine vergi avantajı
  2. Yazılım, mühendislik ve dijital hizmetleri yurt dışına sunan girişimler için vergi muafiyeti geliyor.
  3. Bu şu anlama geliyor:
  4. Eğer gelirini global pazardan elde ediyorsan, sistem seni daha fazla üretmeye ve daha fazla ihracat yapmaya teşvik ediyor.
  5. Dijital şirket modeli ile hızlı ve pratik şirketleşme
  6. Yeni bir “dijital şirket” yapısı tanımlanıyor.
  7. Klasik şirket kurulum süreçlerindeki zaman ve operasyon yükü azalıyor.
  8. Şirketini fiziksel süreçlere takılmadan, daha hızlı ve daha yalın bir şekilde hayata geçirme imkânı oluşuyor.
  9. Çalışanlara hisse verme (ESOP) mekanizması
  10. Şirketler, çalışanlarına maaşın yanında hisse verebilecek.
  11. Bu sadece bir yan hak değil, aynı zamanda bir sahiplik modeli.
  12. Ekipler artık sadece çalışan değil, büyüyen yapının doğrudan paydaşı haline gelecek.
  13. Dönüştürülebilir yatırım (convertible) altyapısı
  14. Yatırımcılar, doğrudan hisse almak yerine önce borç verip, bunu ileride hisseye dönüştürebilecek.
  15. Bu model erken aşama girişimler için finansmana erişimi kolaylaştırır, yatırım süreçlerini hızlandırır.
  16. Dünyada özellikle erken aşama yatırımların önemli bir kısmı bu yapı üzerinden ilerliyor.
  17. Terminal İstanbul ile fiziksel ekosistem merkezi
  18. Girişimciler, yatırımcılar, mentorlar ve destek mekanizmalarının aynı çatı altında buluşacağı büyük bir merkez planlanıyor.
  19. Bu tarz yapılar, sadece ofis değil; etkileşim, hız ve fırsat üretme alanıdır.
  20. Doğru uygulanırsa, ekosistemin çarpan etkisini ciddi şekilde artırabilir.
  21. İhracat odaklı üretime güçlü vergi indirimi
  22. Üretim yapıp yurt dışına satış gerçekleştiren firmalar için kurumlar vergisi %25’ten %9’a düşürülüyor.
  23. Bu, sadece bir teşvik değil; üretim ve ihracat tarafında ölçeklenmeyi hızlandırabilecek ciddi bir kaldıraçtır.

Girişimciler artık sadece fikir üretmek istemiyor. Ürettikleri fikrin pazarda karşılık bulmasını, müşteriyle buluşmasını ve sürdürülebilir bir iş modeline dönüşmesini istiyor. Ancak bu yolculukta en büyük ihtiyaç; yön, hız ve doğru yapı. Eğer açıklanan bu politikalar ve verilen taahhütler gerçekten sahaya doğru şekilde yansırsa, Türkiye’nin sadece kendi içinde güçlü bir ekosistem kurması değil, aynı zamanda bölgesinde girişimciler için tercih edilen bir merkez haline gelmesi mümkün.

Eğer bu yeni yaklaşım; süreci hızlandıran, ölçülebilir hale getiren ve girişimciyi gerçekten ticarileşmeye yönlendiren bir yapıya dönüşürse, işte o zaman Türkiye’nin bölgesel bir çekim merkezi olma hedefi somut bir gerçekliğe dönüşebilir.

Açık konuşmak gerekirse, bu açıklamalar ekosistemde bir heyecan oluşturmuş durumda. Girişimciler tarafında beklenti artmış, yatırımcı tarafında ise daha sistematik ve öngörülebilir bir yapı kurulacağına dair bir inanç oluşmuş durumda. Ancak burada kritik olan nokta şu: Söylenen ile yapılan arasındaki mesafe. Çünkü girişimcilik ekosistemi güvenle büyür, güvenle derinleşir.

Ben kendi adıma, yapılan bu açıklamaları sadece birer söylem olarak değil, doğru kurgulanırsa Türkiye’yi bölgesel bir girişimcilik üssüne taşıyabilecek bir fırsat olarak görüyorum. Özellikle teknoloji girişimlerinin ticarileşmesi, global pazarlara açılması ve yatırım süreçlerinin hızlanması gibi başlıklarda atılacak somut adımlar, bu dönüşümün temel yapı taşlarını oluşturacaktır.

Bugün geldiğimiz noktada şunu söylemek mümkün: Ekosistem hazır. Girişimci var, fikir var, teknoloji var, istek var. Şimdi ihtiyaç olan şey; bu parçaları doğru şekilde bir araya getirecek güçlü, hızlı ve sürdürülebilir bir sistem.

Benim umudum var.

Ama bu umudun gerçeğe dönüşmesi için bir an önce atılması gereken adımların atılmasını ve konuşulan bu vizyonun sahada karşılık bulmasını temenni ediyorum.

GirişimcilikTeşvikTürkiyeStartupStartup ekosistemi
Serhat DUYAR
Serhat DUYAR
Girişimcilik Danışmanı

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.