
Haberi Dinle
Kadın Sesi
Herkes sonuca bakıyor.
Bir proje başarıya ulaştığında teslim edilen ürünü görüyoruz. Bir girişim yatırım aldığında sahnedeki fotoğrafları görüyoruz. Bir şirket büyüdüğünde açıklanan rakamları görüyoruz. Bir sporcu şampiyon olduğunda madalyayı görüyoruz.
Ama çoğu zaman görünmeyen bir şey var.
O sonuç ortaya çıkmadan önce yapılan hazırlıklar.
Son günlerde Prof. Dr. Murat Yalçıntaş’ın Yeni Altay’ın Bilinmeyen Hikâyesi isimli kitabını okuyorum. İlk fırsatta okumanızı tavsiye ederim. Ayrıca kitabın gelirinin Mehmetçik Vakfı’na bağışlanması da takdir edilmesi gereken ayrı bir davranış.
Kitabı okurken dikkatimi çeken şey Altay Tankı’nın teknik detaylarından çok, Murat Yalçıntaş’ın göreve başlamadan önce yaptığı hazırlıklar oldu.
Çünkü çoğu insan başarı hikâyelerini sonuçlardan okur.
Ben ise yıllardır girişimcilerle yaptığım binlerce mentörlük görüşmesinden sonra başarı hikâyelerini hazırlıklardan okumaya çalışıyorum.
Aslında girişimcilikte, yöneticilikte ve liderlikte oyun çoğu zaman sahaya çıkmadan önce kazanılıyor ya da kaybediliyor.
Kitabın ilk bölümlerinde Murat Yalçıntaş’a BMC CEO’luğu teklif süreci ifade ediliyor.
Dikkatimi çeken konu; teklif gelir gelmez görevi kabul etmiyor.
Bugün birçok kişi makamı, ünvanı veya fırsatı duyduğu anda heyecanla karar verir. O ise önce mevcut sorumluluklarını masaya koyuyor.
Üniversitedeki görevleri ne olacak?
Eğitim faaliyetleri nasıl devam edecek?
Şirketleri ne olacak?
Yürüttüğü sosyal sorumluluk çalışmaları nasıl etkilenecek?
Aslında ilk yaptığı şey görevi değerlendirmek değil, kendisini değerlendirmek oluyor.
Bu bana girişimcilik ekosisteminde sık karşılaştığım bir hatayı hatırlattı.
Birçok girişimci yeni bir fırsat gördüğünde önce "Nasıl yaparım?" sorusunu soruyor.
Oysa daha doğru soru çoğu zaman şudur;
"Ben buna gerçekten hazır mıyım?"
Hazırlık yapılmadan alınan kararlar çoğu zaman daha sonra bedel olarak geri dönüyor.
Kitapta dikkatimi çeken ikinci konu ise paydaş analizi.
Murat Yalçıntaş göreve başlamadan önce hissedarları anlamaya çalışıyor. Yönetim anlayışlarını öğreniyor. Beklentileri analiz ediyor. Yetki ve sorumluluk sınırlarını daha ilk görüşmelerde netleştiriyor.
Bu bölüm bana girişimcilik eğitimlerinde sık anlattığım bir gerçeği yeniden hatırlattı;
bir iş modeli kadar ortaklık modeli de önemlidir.
Bir ürün kadar yetki, sorumluk ve roller de önemlidir.
Bir müşteri kadar birlikte yol yürünecek insanların doğru seçilmesi de önemlidir.
Çünkü birçok girişim teknik sebeplerden değil, insan ilişkilerinden dolayı başarısız oluyor.
Kitabın ilerleyen sayfalarında dikkatimi çeken bölüm ise göreve başladıktan sonraki ilk yaklaşımı oldu.
Fabrikayı geziyor.
İnsanlarla konuşuyor.
Raporları inceliyor.
Paydaşları dinliyor.
Ama hemen çözüm üretmeye çalışmıyor.
Hemen organizasyon değiştirmiyor.
Hemen yeni hedefler açıklamıyor.
Önce gözlem yapıyor.
Bu noktada aklıma yıllardır eğitimlerde anlattığım Güney Kutbu hikâyesi geldi.
Amundsen’in başarısı Güney Kutbu’na ulaştığı gün başlamamıştı.
Başarı yıllar önce yapılan hazırlıklarla başlamıştı.
Yalçıntaş’ın BMC’deki ilk başarısı da bana göre tank üretmek değil, problemi doğru teşhis etmek olmuş.
Çünkü kısa sürede şunu görüyor;
problem teknoloji değil.
Problem fabrika değil.
Problem mühendis eksikliği değil.
Problem güven eksikliği.
Problem iletişim eksikliği.
Problem orun kurumsallaşma eksikliği.
Problem yönetim tarzı.
Yani görünen sorunun arkasındaki kök nedeni buluyor.
Bugün girişimcilerle yaptığım görüşmelerde de benzer bir durumla sık karşılaşıyorum.
Kurucu satış sorunu olduğunu düşünüyor.
Aslında problem değer önerisinde oluyor.
Yatırım sorunu olduğunu düşünüyor.
Aslında problem iş modelinde oluyor.
Ekip sorunu olduğunu düşünüyor.
Aslında problem liderlikte oluyor.
Bu nedenle doğru teşhis olmadan doğru strateji oluşturulamıyor.
Kitapta dikkat çeken bir başka konu ise ilk önceliğin teknoloji değil güven olması.
Bugün birçok yönetici göreve gelir gelmez rakamlara odaklanıyor.
Satış.
Karlılık.
Büyüme.
Yeni projeler.
Oysa Murat Yalçıntaş ilk olarak insanların yeniden şirkete inanmasını sağlamaya çalışıyor.
Çünkü biliyor ki insanlar kuruma güvenmezse süreçler çalışmaz.
Süreçler çalışmazsa projeler ilerlemez.
Projeler ilerlemezse sonuçlar gelmez.
Bu yaklaşım bana göre kitabın en güçlü liderlik derslerinden biri.
Sonuç olarak bu kitap bana bir tank hikâyesinden çok daha fazlasını anlattı.
Benim gördüğüm şey bir CEO’nun göreve hazırlanma süreciydi.
Bir dönüşüm liderinin ilk 100 günlük düşünme biçimiydi.
Bir yöneticinin çözümden önce teşhis koyma disiplinini nasıl uyguladığıydı.
Bugün bir girişim kuruyorsanız, yeni bir göreve başlıyorsanız, şirketinizi büyütmeye çalışıyorsanız veya büyük bir sorumluluk üstlenmeye hazırlanıyorsanız kendinize şu soruyu sormanızı tavsiye ederim;
Başarıyı oluşturacak hazırlıklara odaklanıyorum mu?
Çünkü çoğu zaman kazananlar daha zeki olanlar değil, yola çıkmadan önce daha iyi hazırlananlar oluyor.
Yeni altay’ın bilinmeyen hikâyesiMurat yalçıntaşAltay tankıBmcLiderlikGirişimcilik



Yorum Yap