
Haberi Dinle
Kadın Sesi
Bugünlerde ekosistemin hangi köşesine baksanız benzer bir manzara var: Daralan piyasalar, yükselen maliyetler, küçülmeye giden ekipler ve kepenk indiren işletmeler. Ekonomi dalgalı değil, adeta fırtınalı bir deniz gibi üzerimize geliyor. Birçok girişimci bu dönemlerde limana sığınıp fırtınanın dinmesini beklemeyi tercih eder. Ancak benim sahadaki gözlemim ve bizzat tecrübe ettiğim gerçek şu ki; dev dalgalar sadece zayıf tekneleri batırmaz, aynı zamanda denizin dibindeki değerleri yüzeye çıkarır ve hantal gemilerin boşalttığı alanlarda yeni rotalar açar.
Kriz dönemlerinde girişimcinin yaptığı en büyük hata, panikle sadece "hayatta kalma" moduna geçip vizyonunu tamamen karartmaktır. Evet, nakit akışını korumak ve verimliliği artırmak zorunluluktur; ancak fırtına çıktığında sadece yelkenleri indirip beklemek, akıntıya kapılıp kayalıklara çarpmayı garantilemektir. Ben yaşadığım zorlu dönemlerde şunu öğrendim: Deniz dalgalı olduğunda, herkesin geri çekildiği o "korku alanı", aslında rekabetin en azaldığı ve gerçek ihtiyaçların en netleştiği alandır. Refah dönemlerinde "olmasa da olur" denilen lüks çözümler elenirken, verimlilik artıran ve gerçekten maliyet düşüren işler parlamaya başlar.
Şu anki ekonomik konjonktürde işten çıkarmalar ve kapanan işletmeler, trajik görünse de aslında müthiş bir yetenek havuzunu ve pazar boşluğunu beraberinde getiriyor. Büyük yapıların hantallığı nedeniyle yönetemediği bu kriz anları, çevik girişimler için "pazar payı çalma" dönemidir. Devler manevra yapamazken, siz daha küçük ama daha sağlam adımlarla onların boşalttığı mevzilere yerleşebilirsiniz. Sahada gördüğüm başarılı kurucular, bu dönemlerde savunma yaparken aynı zamanda hücum hattını nerede kuracaklarını planlayanlardır. Unutmayın ki, dünyanın en büyük şirketlerinin birçoğu borsaların çöktüğü, ekonomilerin daraldığı o karanlık kriz yıllarında kuruldu.
Peki, bu fırtınada ne yapmalı? İlk kural, finansal gerçeklerle yüzleşirken duygusallığı bir kenara bırakmaktır. Eğer operasyonunuzda bir safra varsa, o safrayı denize atmak gemiyi kurtarır. İkinci kural ise odağı "fantezi" projelerden "nakit yaratan" gerçek problemlere kaydırmaktır. Ekonomi kötüyken kimse yeni bir hobi edinmek istemez ama herkes parasını nasıl daha iyi koruyacağını veya işini nasıl daha az maliyetle yöneteceğini bilmek ister. Benim gözlemim, krizin aslında bir "temizlik" süreci olduğudur. Sadece hikaye anlatanlar gider, gerçekten değer yaratanlar kalır.
Fırtınalı denizde kaptanlık yapmak, limanda kahve içmeye benzemez. Dalganın size çarpmasını beklemeyin, dalganın gücünü arkanıza alacak açıyı bulun. Bugün kapanan her kapı, aslında başka bir kapının önündeki kalabalığı azaltıyor. Girişimciyi kahramanlaştırmıyoruz dedik ama cesareti küçümsemek de haksızlık olur. Bu dönemde hayatta kalan ve büyüyenler, sadece şanslı olanlar değil; belirsizliğin içindeki fırsat geometrisini doğru okuyanlardır. Deniz dindiğinde, herkes güneşin tadını çıkarırken siz zaten rotanızı çoktan çizmiş ve yolun yarısını geçmiş olmalısınız.
Kulağa Küpe: Dalgalardan korkmayın, onları sörf tahtanızın altına alın.
GirişimcilikStratejiKriz yönetimiPiyasa



Yorum Yap