
Haberi Dinle
Kadın Sesi
Etkinlik vs gibi şeyler benim için hep sıkıcı olmuştur. Apple lansmanları bunun gibi değil ama. Benim Apple lansmanlarını ilk gündemime almam müteveffa Steve Jobs’ın internet çekmediği için salondakileri azarlamasıyla olmuştu. Sonrasında da tamamını izlemesem de şöyle bir özet izlerim. Apple lansmanlarını izlerken de aynı şeyi fark ediyorum: Sahnedeki insanlar neredeyse hiç teknoloji anlatmıyor. Ne mimariden uzun uzun bahsediliyor, ne kullanılan altyapılarla göz boyanıyor, ne de “dünyada ilk” iddialarıyla seyirci yoruluyor. Zaten Apple genelde dünyada ilk olan şeyleri yapmıyorlar bildiğiniz üzere. Bunun yerine çok daha zor bir şey yapılıyor; ürünün insanın hayatında neyi değiştirdiği anlatılıyor. “Müşteri anlamadığı ürünü satın almaz” sözü, bu yaklaşımı bence çok iyi özetliyor.
Bu bakış açısı ürün ve teknoloji dünyasıyla ilgili temel bir gerçeği hatırlatıyor. İnsanlar teknoloji satın almıyor, çözüm satın alıyor; hatta çoğu zaman çözümden ziyade bir rahatlık duygusu arıyor. Daha hızlı olmak, daha az uğraşmak, daha az düşünmek istiyorlar. Apple’ın sahnede yaptığı şey de tam olarak bu soruya cevap vermek: “Bu ürünü kullandığında hayatında ne kolaylaşacak?” İnsanlar karmaşıklığı değil, sadeliği sever. Seçim daha kolaydır çünkü. Market rafları ile ilgili yapılan çalışmaları başka yazılara havale ederek konuyu dağıtmamak adına devam ediyorum.
İşin ilginç tarafı şu ki Apple teknolojik olarak çoğu zaman ilk olan şirket değil. Dokunmatik ekranlar, uygulama mağazaları ya da yüz tanıma gibi pek çok teknoloji Apple’dan önce de vardı. Ancak bu teknolojiler ilk kez Apple ürünlerinde geniş kitleler tarafından istenerek kullanıldı. Çünkü teknoloji, kullanıcıyı yormayan bir deneyimin içine saklandı. Ürün kendini açıklamak zorunda kalmadı.
Ürün geliştiren pek çok ekip ise bunun tam tersini yapıyor. Kullanıcıya çözüm anlatmak yerine altyapı anlatıyor, deneyim yerine özellik satıyor, fayda yerine mimariyi öne çıkarıyor. Oysa kullanıcı için bunların hiçbirinin doğrudan bir anlamı yok. Kimse bir ürünü “arka planda ne var” diye sevmez. İnsanlar bir işlerini daha az yorularak halledebildikleri için ürünü sever. Aynı durum yatırımcı sunumlarında da geçerli. İşim gereği yüzlerce girişimciyi dinlemiştim zamanında. Çoğu teknoloji tarafından geldikleri için işin teknik taraflarını anlatmaya pek hevesli oluyorlardı.
Bir diğer önemli nokta da şu: Apple sahnede hiçbir zaman “biz çok emek verdik” demiyor. Lansmanlarda çabanın değil, sonucun konuştuğunu görüyorsunuz. Ürün karşılık veriyorsa alkış geliyor, vermiyorsa kimse geçmişte yapılan fedakârlıklarla ilgilenmiyor. Pazar da tam olarak böyle çalışıyor. Kullanıcı, niyetle değil deneyimle ilgileniyor. Müşteri seni affetmez, alternatif varken beklemez.
Bugün dönüp baktığımda Apple lansmanlarını sadece bir pazarlama şovu olarak değil, güçlü bir ürün dersi olarak görüyorum. Teknoloji bir amaç değil, görünmez bir araç. Ürün kendini anlatmak zorunda kalıyorsa zaten bir şeyler eksik demektir. İyi ürün konuşmaz; kullanan konuşur.
Belki de ürün geliştirirken kendimize sormamız gereken soru çok basit: Biz bu ürünü anlatıyor muyuz, yoksa kullanıcı zaten ne işe yaradığını hissediyor mu? Cevap ikinciyse, doğru yoldayız
GirişimcilikPazarlama stratejileriAppleTeknoloji



Yorum Yap