
Haberi Dinle
Kadın Sesi
LinkedIn ana sayfamda kısa bir tur attığımda, herkesin her gün dünyayı kurtardığını, her girişimin roket hızıyla büyüdüğünü ve her ekibin "harika bir sinerjiyle" çalıştığını görüyorum. Oysa arka planda, telefonun diğer ucunda ya da ofisin ışıkları söndüğünde yaşanan gerçeklik çok daha farklı. Türkiye’deki girişimcilik ekosisteminin en büyük tabusu, başarısızlığın ta kendisi. Bizde bir şirketi kapatmak, bir operasyonu durdurmak ya da havlu atmak, sanki bir tür onur lekesi gibi algılanıyor. Kimse "Denedim, paramı ve vaktimi tükettim, başaramadım ve dükkanı kapattım" diye bir post paylaşmıyor. Onun yerine sessizce profillerden o deneyim siliniyor, sessizce yeni bir kurumsal iş aranıyor.
Sahada gördüğüm en acı verici durum, artık ölü doğduğu belli olan bir girişimi, sadece "insanlar ne der?" korkusuyla yapay solunum cihazına bağlı tutmaya çalışmak. Kendi mentörlük süreçlerimde de defalarca şahit oldum; kurucu, geminin su aldığını biliyor ama filikaya binmeyi bir yenilgi olarak gördüğü için gemiyle beraber batmayı tercih ediyor. Türkiye’de girişimcilik maalesef hala bir "itibar oyunu" olarak görülüyor. Oysa okyanusun ötesinde, özellikle ABD ve Avrupa’nın gelişmiş ekosistemlerinde durum tam tersi. Orada kaç tane iş batırdığınız, aslında kaç tane dersi cebinize koyduğunuzun bir göstergesidir. Yatırımcı, karşısında üç kez batmış bir kurucu gördüğünde "Bu adam nerede hata yapmayacağını artık biliyor" derken; bizde aynı kurucuya "beceriksiz" etiketi yapıştırılıyor.
Bu kültürel fark, girişimcimizin risk alma iştahını baltalıyor. Başarısızlığı romantize etmekten bahsetmiyorum; başarısızlık can yakar, cüzdanı boşaltır ve insanın özgüvenini sarsar. Ancak başarısızlığı bir ayıp gibi saklamak, ekosistemin kolektif hafızasını yok ediyor. Eğer herkes sadece zaferlerini anlatırsa, yeni yola çıkanlar neden düştüklerini asla anlayamazlar. Ben yaşadığım başarısız deneyimlerde, en büyük öğretinin "ne yapmamalıyım" listesi olduğunu gördüm. Başarı size bir yol haritası sunar ama başarısızlık size mayın tarlasının krokisini verir.
Türkiye’deki girişimcilerin üzerindeki bu toplumsal baskıyı kırmamız gerekiyor. Bir girişimi kapatmak, o girişimcinin bittiği anlamına gelmez; aksine, bir sonraki daha sağlam adımın hazırlığıdır. LinkedIn’de parlatılan o steril başarı hikayelerinin altına gizlenen binlerce "sessiz çıkış", aslında bu ekosistemin gerçek motorudur. O sessizliği bozmadığımız sürece, hatalarımızı miras bırakamayız. Kapatılan her ofis, silinen her uygulama, doğru okunduğunda birer okul niteliğindedir. Bir şirketi batırmış olmanız, sizin kötü bir kaptan olduğunuzu değil, o denizde fırtınanın nasıl koptuğunu bizzat tecrübe ettiğinizi gösterir.
Girişimcilik zor bir yolculuktur ve bu yolculuğun sonunda her zaman bir "exit" milyar dolarlık bir satışla olmaz. Bazen en büyük exit, doğru zamanda vazgeçmeyi bilip, o ana kadar biriktirdiğin tecrübeyle yeni bir sayfaya geçebilmektir. Cesareti sadece bir işi başlatırken değil, o işi bitirirken de göstermeliyiz. Başarısızlığı halının altına süpürmek yerine, onu masaya yatırıp cerrah titizliğiyle incelediğimiz gün, gerçekten olgun bir ekosistemden bahsedebileceğiz.
Kulağa Küpe
Şirketinizi kapatmanız, başarısız olduğunuzun değil, bir dersi tamamladığınızın kanıtıdır.
GirişimcilikStartupStartup ekosistemiGirişim hikayesi



Yorum Yap