600 Yıl Sürer Demişlerdi, 19 Yıl Sürdü
Haberi Dinle
Kadın Sesi

600 Yıl Sürer Demişlerdi, 19 Yıl Sürdü

Bir filmden bugünün şirketlerine ne kalır? Bu serinin önceki yazılarında Moneyball, The Founder ve ikili bir Air–The Social Network okuması vardı. Bu kez sırada Esaretin Bedeli var.

Andy Dufresne hapishaneye girdikten kısa süre sonra Red’den küçük bir kaya çekici ister. Jeolojiye meraklı olduğunu söyler. Red aleti getirir, eline alır, tartar ve kendi kendine bir hesap yapar: Bu şeyle bir adamın hapishane duvarını delmesi yaklaşık 600 yıl sürer. Zararsız bulur ve on dolara satar.

Andy o tüneli 19 yılda bitirdi.

Red aptal değildi; hapishanenin en pratik zekâlı adamıydı. Yine de tahmini otuz kat şaştı. Nedenini anlamak, bu yazının konusu.

Red Neyi Hesapladı, Neyi Hesaplamadı?

Red’in yaptığı hesap doğru bir mantık üzerine kuruluydu: aletin bir seferde kazabileceği miktara bakmak. Bir gecede çıkan toz ve taş parçası gerçekten de gülünç derecede azdı. O miktarı duvarın kalınlığına bölünce ortaya altı yüzyıl çıkıyordu.

Hesabın atladığı şey, sürekliliğin kendisiydi.

Red, “bir gecede ne kadar” sorusunu sordu. Andy ise “her gece, on dokuz yıl boyunca, hiç atlamadan ne kadar” sorusunu cevapladı.

Aynı alet, aynı duvar; farklı zaman ölçeği.

Bu, iş dünyasında sürekli tekrarlanan bir hesap hatasıdır. Bir girişimin bir haftada aldığı yolu görüp, oradan geleceğini tahmin etmek. Haftalık ilerleme küçük görünüyorsa, sonucun da küçük olacağı varsayılır. Oysa küçük ve düzenli ilerleme, doğrusal değil birikimli ilerler — ve birikimli ilerlemeyi insan zihni iyi tahmin edemez.

Mektupların Hesabı

Filmin daha az konuşulan ama belki daha öğretici kısmı tünel değil, kütüphanedir.

Andy hapishane kütüphanesini büyütmek için eyalet meclisine haftada bir mektup yazmaya başlar. Müdür alay eder, “yaz bakalım” der. Andy yazar. Bir yıl, iki yıl, üç yıl. Cevap yoktur.

Altı yılın sonunda bir zarf gelir: 200 dolar, birkaç kutu eski kitap, bir de plak. Ekinde kibar bir not vardır — meclis konuyu kapatmış sayar, lütfen artık mektup göndermeyin.

Andy’nin bu cevaba tepkisi, karakterin tamamını anlatır. Sıklığı düşürmez, ikiye çıkarır. Haftada iki mektup yazmaya başlar.

İki yıl sonra meclis pes eder ve kütüphane için yıllık 500 dolarlık bir ödenek bağlar. Andy o parayı kitap kulüpleri ve hayır kurumlarıyla yaptığı anlaşmalarla katlar; sonunda eyaletin en iyi hapishane kütüphanesini kurar.

Toplamda altı yıl boyunca üç yüzden fazla mektup. Birinci yılın sonunda bu çabanın ölçülebilir çıktısı sıfırdı. Üçüncü yılın sonunda da sıfırdı. Beşinci yılın sonunda hâlâ sıfır.

Bir yatırımcı güncellemesine konsa şöyle görünürdü: “Kütüphane fonu için 156 mektup gönderildi, geri dönüş yok.”

Ölçülemeyen İş Diye Bir Şey Vardır

Bugünün şirket kültürü ilerlemeyi haftalık ve aylık ölçmek üzerine kurulu. Sprint sonu demoları, aylık metrik toplantıları, çeyreklik hedefler, yatırımcı güncellemeleri. Bunlar faydalı araçlar; ölçülebilen işi yönetmenin en iyi yolu.

Sorun şu ki her iş ölçülebilen cinsten değil.

Bir markanın akılda kalıcı hale gelmesi, bir dağıtım kanalının güven kazanması, bir teknik altyapının sağlamlaşması, bir ekibin birlikte çalışmayı öğrenmesi, bir sektörde “bu işi bilen insan” diye anılmaya başlamak.

Bunların hiçbiri haftalık grafikte görünmez. Aylarca düz bir çizgi çizerler, sonra bir gün birden görünür hale gelirler.

Ve tam da bu yüzden, ölçülmeyen işler şirketlerde ilk kesilen işlerdir. Çünkü bir toplantıda “bu ay buradan ne geldi?” sorusuna verilecek cevapları yoktur. Mektupları yazan kişi, altıncı yıla kadar her toplantıda savunmada kalır.

Filmin aynı meseleye bakan ikinci bir karakteri var: Brooks Hatlen.

Brooks hapishanede Andy’den çok daha uzun kaldı — elli yıl. Şartlı tahliye edildiğinde dışarıdaki hayata uyum sağlayamadı ve kendi hayatına son verdi.

Brooks’un trajedisi, zamanın az olması değildi. Andy’den iki buçuk kat fazla zamanı vardı. Fark, o zamanla ne yaptıklarıydı.

Brooks zamanı geçirdi; Andy zamanı kullandı.

Bu ayrım şirketler için de geçerli. Sektörde on yıldır olan bir şirket ile on yıldır bir şey inşa eden bir şirket aynı değildir. Birincisi kıdemlidir, ikincisi birikimlidir.

Ve dışarıdan bakınca ikisi uzun süre birbirine benzer; fark ancak bir kriz ya da bir fırsat anında ortaya çıkar.

Peki Nasıl Ayırt Edilir?

Burada dürüst olmak gerekir: “Sabret, bir gün olacak” tavsiyesi tehlikelidir. Çünkü Andy’nin tüneli işe yaradı ama her tünel bir yere çıkmaz. Yanlış duvarı on dokuz yıl kazmak da mümkündür.

Ayrımı yapmanın birkaç pratik yolu var.

Ara sinyal aramak. Andy’nin mektupları altı yıl cevapsız kaldı ama ilk 200 dolarlık çek bir sinyaldi — küçük ama gerçek. Ölçülemeyen işlerde bile, doğru yolda olduğunuzu gösteren küçük işaretler vardır: bir müşterinin kendiliğinden sizi önermesi, bir adayın “sizi takip ediyordum” diyerek başvurması, bir sektör sohbetinde adınızın geçmesi. Bunlar grafik üretmez ama yön gösterir.

Maliyeti sınırlı tutmak. Andy’nin mektup kampanyası haftada birkaç saatiydi; şirketi batıracak bir bahis değildi. Uzun vadeli işler, kısa vadeli hayatta kalmayı tehlikeye atmayacak ölçekte yürütülmeli.

Süreci ölçün, sonucu değil. Sonuç altı yıl boyunca ölçülemezdi; ama “bu hafta mektup yazıldı mı” ölçülebilirdi. Uzun vadeli işlerde metrik, çıktıya değil düzenliliğe bakmalı.

Red’in hesabı yanlış değildi; eksikti. Aletin gücünü doğru ölçtü, sürekliliğin gücünü hesaba katmadı.

Şirketlerde de aynı hata yapılıyor. Bir girişimin bir çeyrekte aldığı yola bakıp hakkında hüküm vermek, bir gecede çıkan toz miktarına bakıp duvarın delinemeyeceğine karar vermeye benziyor.

Bazı işler haftalık ölçülmez. Yıllık bile ölçülmez.

Sadece bir gün, birinin duvardaki posteri kaldırmasıyla görünür olur.

GirişimcilikYapay zekaTeknolojiYazılımStartupDijital
Ömer YURTTAŞ
Ömer YURTTAŞ
Finansal Teknolojiler Uzmanı

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.