Bankacılık ve Girişim Dünyalarının Birbirinden Öğrenmesi Gerekenler
Haberi Dinle
Kadın Sesi

Bankacılıktan girişimcilik tarafına geçtiğimde, yıllarca doğru bildiğim pek çok şeyin sahada neredeyse hiçbir karşılığı olmadığını fark ettim. Bankada işler mantıkla, süreçlerle, komitelerle ve kalın raporlarla ilerlerdi; iyi bir planın varsa hedefi genellikle tuttururdun. Girişimcilik dünyasında ise planların, ilk müşteriyle temas ettiği anda eriyip gidebildiğini, davranışın analizi yendiğini ve “kesin çalışır” dediğin şeylerin hiçbir uyarı vermeden çöp olabileceğini öğrendim.

 

İlk başta bu iki dünyanın birbirine tamamen zıt olduğunu düşündüm:

Bir tarafta düzen, kontrol, ölçek ve güvenlik vardı; diğer tarafta hız, belirsizlik ve sürekli deneme-yanılma. Fakat birkaç yıl boyunca iki tarafta da çalışınca gördüm ki bu zıtlık sandığımız kadar gerçek değil. Aksine, iki dünya birbirini tamamlıyor ve birlikte kullanıldığında insana çok daha güçlü bir bakış açısı kazandırıyor.

Bankacılık bana ölçümlemenin değerini öğretti. Ölçmediğin bir şeyi yönetemezsin; yönetemediğin bir şeyi de büyütemezsin. Strateji, risk kontrolü, operasyonel mükemmeliyet ve ölçeklenebilir süreçler olmadan büyük bir yapı kurulamayacağını bankacılık kariyerim boyunca defalarca deneyimledim.

Girişimcilik ise bana bambaşka bir gerçek gösterdi: Kullanıcıya yakın değilsen aslında hiçbir şey bilmiyorsun. Büyük masalarda verilen kararlar, çok sayıda grafiğe sahip raporlar veya mükemmel sunumlar, bir kullanıcının “bunu kullanmam” demesiyle tek hamlede anlamını yitiriyor. Paul Graham’in söylediği gibi: “Gerçek kullanıcıyı anlamak, iyi ürünün yüzde doksanıdır.” Bu cümle hem girişimcilik hem bankacılık yolculuğumda zihnimde sabit duran bir pusula oldu.

Asıl şaşırtıcı olan ise kaynak kültürüydü. Büyük bankalarda “kaynak yoksa iş durur” anlayışı neredeyse dogmadır. Ama hem yeni kurulan bankalarda hem girişimlerde çalıştığım dönemlerde bunun tam tersiyle karşılaştım. Kaynak yoksa iş durmaz; alternatif yaratırsın. Süreç yoksa yazarsın, ekip eksikse kendin tamamlarsın, entegrasyon yetişmiyorsa workaround bulursun. Yeni kurulan bir bankanın aslında bir startup gibi çalıştığını görmek benim için büyük bir kırılma anıydı. O dönem bana girişimciliğin temel refleksini öğretti: Eğer olmak zorundaysan, mutlaka bir yolunu bulursun.

Ürün tarafında edindiğim en net farkındalık ise şuydu: İyi ürün, insanların kullanmak zorunda olduğu değil, kullanmak istediği şeydir. Bankada süreçler çoğu zaman kullanıcıyı iter; girişimcilikte ise kimseyi zorlayamazsın. İnsan gerçekten istiyorsa ürün vardır. İstemiyorsa, tüm roadmap, mimari ve iş planı gerçekte sadece iyi düşünülmüş birer teoriden ibarettir.

Bugün geriye dönüp baktığımda iki dünyanın bana kattıklarını daha iyi görüyorum. Bankacılık disiplini, risk okuma becerisi ve ölçek kurma kapasitesini kazandırdı; girişimcilik ise esneklik, hız, sahada öğrenme ve gerekirse sıfırdan çözüm üretme refleksi kattı. İkisinin kesiştiği yerde ise en değerli şey ortaya çıkıyor: PowerPoint’in değil, pazarın ne söylediğini anlayarak ürün geliştirmek.

Burada naçizane tavsiyem şu olacak. Bir işe girişmeden önce nispeten büyük bir kurumdan bir kurumsal kültür alınması ve hızlı çözüm üretme heyecanını kaybetmeden önce yapılmak istenen şeyin yapılmasıdır.

 

GirişimcilikBankacılık
Ömer YURTTAŞ
Ömer YURTTAŞ
Finansal Teknolojiler Uzmanı

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.