Faruk Eczanesi Nerede?
Haberi Dinle
Kadın Sesi

Cem Yılmaz’ın bir esprisi vardır, bilirsiniz. Birine yol sorarsınız. Adam bilmiyordur. Ama “bilmiyorum” demez. Bunun yerine çenesini tutup derin bir düşünceye dalar, kaşlarını çatar, uzaklara bakar: “Faruk Eczanesiii... Faruk Kıraathanesi olabilir mi?” Salon kırılır. Çünkü herkes o adamı tanıyor. Çoğumuz da zaman zaman o adamız.

Bu espri komik, çünkü gerçek. Türkiye’de birine yol sorduğunuzda “bilmiyorum” cevabını almanız şaşırtıcı derecede zordur. Bilmeyen insan bile size bir şeyler söyler. “Şuradan düz git, sonra birine sor.” Hatta kendinden emin bir el hareketi bile yapar. Siz o yöne gidersiniz. Yol yanlıştır.

Peki neden? Adamın size kötülüğü mü var? Hayır. Tam tersine — size yardım etmek istiyor. Sorun şu ki ona göre “bilmiyorum” demek, yardım etmemek anlamına geliyor. Eli boş göndermek ayıp geliyor. O yüzden bir şeyler uyduruyor; en azından bir şey vermiş oluyor.

İşin tuhafı, bu iyi niyetli refleks herkesi zarara sokuyor. Yanlış tarifi alan kişi yirmi dakika kaybediyor. Tarifi veren kişi de aslında bir şey kaybediyor — farkında değil ama o kişinin gözünde bir daha güvenilir biri olmayacak. Oysa “bilmiyorum, buralı değilim” deseydi, iki saniye sürecekti ve kimse ona kızmayacaktı. Hatta teşekkür edilecekti. Bu denklem hayatın her yerinde aynı şekilde işliyor ama biz hep tersini sanıyoruz.

Toplantıdaki Faruk Eczanesi

Yol tarifi masum bir örnek. Ama aynı refleks, çok daha pahalı yerlerde de karşımıza çıkıyor. Bir toplantıda birine soru sorulur. Cevabı bilmiyordur. “Bilmiyorum, bakıp döneyim” demek yerine ne yapar? Konuşmaya başlar. Cümleler kurar, genel geçer şeyler söyler, “aslında burada şöyle bir durum var” der. Kimse tam olarak ne dediğini anlamaz ama herkes başını sallar. Toplantı biter, hiçbir şey netleşmemiştir. Kendimden örnek vereyim, bazı insanlar konuşmaya başladıktan sonra bir noktada ben artık kaybolmuş oluyorum. Leyla ile Mecnun tayfası bilir, şu an buradasınız tabelasına bakıyor gibi oluyorum. Neyse ki o insanlar zaten bu yazıyı okumayacakları için sorun yok. Kendi kendimize eğlenebiliyoruz en azından.

Image

Neyse konuyu dağıttık, geri dönelim. Bir usta, yapamayacağı işe “yaparım abi” der. Bir satışçı, ürünün yapmadığı şeye “tabii ki yapıyor” der. Bununla da alakalı bu kulaklar neler duydu bir bilseniz. Bir yönetici, kararını vermediği konuda net konuşuyormuş gibi yapar. Hepsinin ortak noktası aynı: Bilmemek, bilmediğini söylemekten daha kolay taşınıyor.

Garip olan şu: Biz “bilmiyorum” diyen insana aslında daha çok güveniyoruz. Bir doktor size “bundan emin değilim, bir tetkik daha isteyelim” dediğinde paniklemiyorsunuz; rahatlıyorsunuz. Çünkü o kişinin emin olduğu şeylerde gerçekten emin olduğunu anlıyorsunuz. Her soruya anında cevap veren insan bir süre sonra inandırıcılığını kaybediyor. Hiç “bilmiyorum” demeyen birinin “biliyorum”u da bir anlam ifade etmiyor. Çünkü bilgi, ancak sınırı olduğunda değerli. Bir arkadaşınızın her filme “harikaydı” demesi gibi. Üçüncü filmden sonra o kelimenin hiçbir hükmü kalmıyor.

Ekrandaki Faruk Eczanesi

Bu mesele son birkaç yılda ilginç bir hal aldı, çünkü artık cevap üretmek neredeyse bedava. Bir soruyu yapay zekâya sorarsınız; iki saniyede düzgün paragraflar hâlinde, gayet kendinden emin bir cevap gelir. Çoğu zaman da doğrudur. Ama emin olmadığı konularda da aynı tonla konuşur. Uydurduğunda bile sesi titremez. Aslında sokaktaki adamdan daha tehlikeli bir Faruk Eczanesi bu. Çünkü sokaktaki adam en azından bir ipucu veriyordu: duraksıyordu, “mmm” diyordu, kaşlarını çatıyordu. O duraksama bir uyarıydı. Ekrandan gelen metinde o uyarı yok. Hepsi aynı akıcılıkta, aynı güvende. Ama asıl mesele makinede değil bence; o metni alıp kontrol etmeden aktaran insanda.

Eskiden bilmediği konuda konuşan kişi en azından kendi cümlelerini kuruyordu ve bu bir yerde belli oluyordu. Bugün aynı kişi, hiç bilmediği bir konu hakkında kusursuz görünen bir paragrafı kopyalayıp sunabiliyor. Bilgisizlik artık daha iyi giyiniyor. Toplantıda, raporda, sosyal medyada; emin olunmayan şeyler eskisinden çok daha ikna edici görünüyor. Ve burada küçük bir ironi var: Yapay zekâ araçları son dönemde “bundan emin değilim” demeyi yavaş yavaş öğreniyor. Emin olmadığını belirten, kaynak soran, “bunu doğrulamanı öneririm” diyen cevaplar artıyor. Yani makineler bu dersi bizden daha hızlı alıyor olabilir.

Bence mesele tam olarak bu: “Bilmiyorum” bir eksiklik itirafı değil, bir öğrenme talebi. Yolu bilmiyorsanız tarif etmeyin. Faruk Eczanesi’ni gerçekten bilen biri mutlaka vardır; sorana da o lazım zaten.

Faruk eczanesiCem yılmazBilmiyorum demekBilginin sınırlarıGüvenilirlikYapay zekâYapay zekâ ve yanlış bilgiBilgi kirliliğiYapay zekâ halüsinasyonu
Ömer YURTTAŞ
Ömer YURTTAŞ
Finansal Teknolojiler Uzmanı

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.