Kişisel Optimizasyon
Haberi Dinle
Kadın Sesi

Son yıllarda girişimcilerle, yöneticilerle ve genç yeteneklerle yaptığım görüşmelerde aynı cümleyi çok sık duyuyorum: “Çok çalışıyorum ama ilerlemiyorum.” Takvim dolu, ajanda dolu, zihin dolu… Ama sonuçlar beklenen seviyede değil. İşte tam bu noktada okuduğum Kişisel Optimizasyon kitabı, soruyu farklı yerden sormam gerektiğini hatırlattı.

Kitabın yazarı Ahmet Şahin Akbulut, arka kapakta çok net bir yerden sesleniyor ve klasik motivasyon cümlelerini bir kenara bırakıyor. Özellikle şu soru çarpıcı: “Potansiyelini gerçekten nerede kaybediyorsun?”

 Bu soru, girişimcilik dünyasında sandığımızdan daha derin bir yere temas ediyor.

Ahmet Hoca’nın ilham dolu sohbetlerini uzun zamandır yakından takip ediyorum. Podcast’lerini, paylaşımlarını, eğitim içeriklerini dikkatle izleyenlerdenim. Kitabının çıktığını sosyal medyada paylaştığını gördüğüm an hiç beklemeden sipariş verdim. İmzalı olarak elime ulaştığında ayrı bir heyecan duydum. Geçtiğimiz hafta kitabı dikkatle, not alarak okudum. Ve şunu net söyleyebilirim: Bu kitap, özellikle girişimcilere ve genç yeteneklere tavsiye edeceğim bir  kaynak.

Biz genelde potansiyeli artırmaya odaklanıyoruz. Daha fazla eğitim, daha fazla networking, daha fazla proje, daha fazla sertifika… Oysa optimizasyon başka bir şey. Yeni bir şey eklemek değil; dağınık olanı hizaya almak. Fazlalıkları ayıklamak. Enerjiyi doğru yere yönlendirmek.

Sorun Eksiklik Değil, Dağınıklık

Sahada gördüğüm tablo şu:

 Girişimcinin problemi çoğu zaman bilgi eksikliği değil. Disiplin eksikliğinin yanında, zihinsel dağınıklık.

Bir yandan yatırım kovalanıyor, bir yandan ürün geliştiriliyor, bir yandan sosyal medyada görünürlük artırılmaya çalışılıyor. Ama kurucu kendi iç dünyasında net değil. İç ses sürekli yargılıyor:

 “Yeterince iyi değilim.”

 “Geç kaldım.”

 “Ya başarısız olursam?”

Kitapta imposter sendromu, erteleme, mükemmeliyetçilik ve takdir ihtiyacı gibi başlıkların “kişilik meselesi” değil; optimize edilmemiş alışkanlıklar olduğu vurgulanıyor. Bu bakış açısı, özellikle erken aşama girişimciler için kritik. Çünkü çoğu zaman teknik sorunu çözüyoruz ama zihinsel yükü görmezden geliyoruz.

Benliğin Yolculuğu: Kendini Tanımadan Yola Çıkılmaz

Kitabın ilk bölümü “Benliğin Yolculuğu” başlığını taşıyor.

 Ben bunu girişimcilikte “kurucu netliği” olarak okuyorum.

Bir girişim kurmadan önce iş modelini çalışıyoruz, TAM-SAM-SOM analizi yapıyoruz, pazar büyüklüğünü hesaplıyoruz. Peki kendimizi analiz ediyor muyuz?

Güçlü yanlarım ne?

 Hangi ortamda verimliyim?

 Baskı altında nasıl davranırım?

 Gerçek motivasyon kaynağım ne?

Kendini tanımadan yola çıkan kurucu, çoğu zaman yanlış yükü sırtlanıyor. Sonra “tükendim” diyor. Oysa belki de yanlış yerden yüklenmiştir.

Duygusal Dayanıklılık: Stresle Kavga Etmek Değil, Onu Yönetmek

İkinci bölümde stres ve dayanıklılık ele alınıyor.

 Girişimcilik doğası gereği streslidir. “Stressiz girişim” romantik bir hayalden ibaret.

Ama mesele stresin varlığı değil; stresle ilişki biçimimiz.

 Yüksek statü, yüksek stres getirir. Yüksek hedef, yüksek baskı getirir.

Burada optimizasyon devreye giriyor:

 Hangi stres üretken?

 Hangi stres beni yavaşlatıyor?

Bazı girişimciler sürekli meşgul ama ilerlemiyor. Çünkü enerjilerini sonuç üretmeyen stres kaynaklarına harcıyorlar. Optimize edilmemiş stres, potansiyelin en büyük sızıntı noktasıdır.

İş Hayatında Denge: Mutlak Mutluluk Yanılsaması

Kitapta dikkatimi çeken bir diğer başlık: “İş Hayatında Mutlak Mutluluk Aramayın.”

 Bu cümle özellikle genç girişimciler için önemli.

Startup dünyasında sosyal medyada gördüğümüz başarı hikâyeleri, ofis kültürü, özgür çalışma saatleri… Hepsi bir “ideal tablo” sunuyor. Ama gerçek hayatta denge, sürekli yeniden kurulan bir sistemdir.

Uzaktan mı, ofis mi, hibrit mi?

 Kurucu mu, yönetici mi, lider mi?

Bu soruların tek doğru cevabı yok. Doğru cevap, kişinin kendi yapısıyla uyumlu olan cevaptır. İşte optimizasyon tam burada başlar: Başkalarının reçetesini değil, kendi dengenizi inşa etmek.

İletişim ve Takdir: Görülme İhtiyacı

Girişimcilikte çoğu kriz iletişimden çıkar.

 Takım içinde dinlenmeyen kurucu, takdir edilmeyen çalışan, büyük resmi göremeyen lider…

Kitapta “Dinlemek değer vermenin en kestirme yoludur” yaklaşımı çok net. Sahada da bunu görüyorum:

 Takdir edilmeyen ekip, potansiyelini saklar.

 Dinlenmeyen kurucu, içine kapanır.

İletişim optimize edilmediğinde, en iyi strateji bile yavaşlar.

Liderlik ve Öğrenme: Zihni Haritalamak

Son bölümde liderlik, öğrenme merakı ve zihniyet farkı ele alınıyor.

 “Lider biraz doğulur, çokça olunur” ifadesi, bana girişimcilikteki gelişim sürecini hatırlattı.

Liderlik; kartvizit değil, davranış biçimidir.

 Ve her davranış, bir zihinsel haritanın sonucudur.

Eğer zihninizde sürekli “ya yetmezse” haritası varsa, cesur karar alamazsınız.

 Eğer sürekli takdir beklentisiyle hareket ediyorsanız, stratejik değil, onay odaklı adım atarsınız.

Bu nedenle asıl mesele dış dünyayı değiştirmek değil; zihinsel haritayı sadeleştirmektir.

Potansiyel Nerede Kayboluyor?

Tekrar o soruya dönelim:

 “Potansiyelini gerçekten nerede kaybediyorsun?”

Yanlış ekipte mi?

 Yanlış önceliklerde mi?

 Sürekli ertelediğin kritik kararlarda mı?

 Yoksa kendi iç sesinle verdiğin görünmez mücadelede mi?

Girişimcilik yalnızca ürün geliştirmek değildir.

 Kendini yönetemeyen kurucu, şirketini de yönetemez.

 Zihni dağınık olanın stratejisi net olmaz.

 Enerjisi dağılmış olanın odağı kalıcı olmaz.

Optimizasyon; daha fazlasını eklemek değil, gereksiz olanı çıkarmaktır.

 Daha çok çalışmak değil, doğru yere çalışmaktır.

 Daha çok hedef koymak değil, hedefle uyumlu bir zihin kurmaktır.

Zihin karar verir. Davranış yön verir. Hayat değişir.

Bu yazıyı bir kitap önerisi olarak da okuyabilirsiniz. Önümüzdeki yazılarda girişimciler ve genç yetenekler için okuduğum, sahada karşılığı olan başka kitaplardan da bahsedeceğim. Çünkü bazen bir cümle, bir soru, bir farkındalık; aylarca süren tıkanıklığı açabilir.

Belki de bugün kendinize sormanız gereken soru şu:

 Gerçekten kapasiteniz mi yetersiz, yoksa potansiyeliniz yanlış yerde mi sızıyor?

Cevap dışarıda değil.

 Biraz durduğunuzda, sadeleştirdiğinizde ve kendinize dürüstçe baktığınızda…

 Optimizasyon tam orada başlıyor.

 

GirişimcilikGirişim ekosistemiSaha analizi
Serhat DUYAR
Serhat DUYAR
Girişimcilik Danışmanı

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.