Koltuktan Taktik Vermek: Girişimcilik Bir İzleyici Sporu Değildir
Haberi Dinle
Kadın Sesi

Bu haftanın yazısı kişisel olarak hiç alakam olmayan bir metaforla birlikte geliyor. Futboldan çok anlamam, izlemem de. Anca yanımda birileri izlerse o zaman ben de bakarım. Ancak bu durum yine de futbol ile girişimcilik konuşamayacağım anlamına gelmez. Çünkü neden olmasın :) 

Bir futbol maçını televizyondan izlediğinizi hayal edin. Takımınız kötü oynuyor, forvet gol kaçırıyor, defans her atakta açık veriyor. Siz koltukta bağırıyorsunuz: “Bu hocanın taktiği yanlış! Orta sahayı niye böyle dizmiş? Ben olsam şu oyuncuyu hemen alırdım!” Arkadaşlarınızla tartışıyor, sosyal medyada yorum üstüne yorum yapıyorsunuz. Teknik direktörlük yapıyorsunuz yani... Ama sahada değilsiniz. Sorumluluğunuz yok, riskiniz yok. Koltukta eleştirmek çok kolay ve tamamen risksizdir.

Girişimcilik dünyasında da her gün tam olarak bu yaşanıyor. Başarılı (ya da başarısız) girişimlerin “maçlarını” büyük bir iştahla izliyoruz. Unicorn hikayelerini, batan startup’ları, büyük pivot’ları takip ediyoruz. Podcast dinliyor, TechCrunch okuyor ve Twitter’da (evet kardeşim Twitter, yanlış yazmadım. X nedir ya?) ahkam kesiyoruz: “Airbnb neden öyle yaptı? Uber’in o hamlesi çok yanlıştı! Ben olsam şu pazara girerdim.”

Teknik direktörlük yapıyoruz; ama kendi maçımıza bir türlü çıkmıyoruz.

İzlemek Neden Bu Kadar Tatlı Gelir?

Bu hata neden bu kadar yaygın? Çünkü izlemek konforludur. Koltukta oturup yorum yapmak egoyu okşar, size kendinizi "akıllı" hissettirir ve en önemlisi hata yapma riskiniz sıfırdır. Sahaya çıkmak ise zordur. Kaybedebilirsin, eleştirilebilirsin, yatırım bulamayabilirsin ve sonunda batabilirsin. Hatta bazen sıfırla bile çıkamazsın. Bir bakmışsın eksilerdesin. Ancak girişimcilik bir "izleyici sporu" değil, bir "oyuncu sporu"dur. Gerçek öğrenme raporların içinde değil, sahanın çamurundadır. Eleştirdiğiniz o taktiklerin işe yarayıp yaramadığını, o topa kendin vurmadan asla bilemezsiniz. Çakırın ölümünden sonra Polat ile Aslan amcanın konuşmasını tekrar izleyin. 

Sahadaki Gerçekler ve Tribündeki Yanılgılar

Gelin, tribünden kolay görünen ama sahada terleten birkaç örneğe bakalım:

  • Clubhouse ve "Ben Olsam"cılar: Clubhouse parlayıp söndüğünde kaç kişi “Ben olsam şöyle yapardım” dedi? Ama kaçı kendi sesli sosyal uygulamasını çıkarıp o dersleri bizzat aldı? Clubhouse düştü ama o süreçten çıkan dersler sadece sahaya çıkanlar için altın değerindeydi.
  • Uber ve Regülasyon Savaşı: Uber’in erken günlerini eleştirmek çok basitti: “Regülasyonla niye bu kadar uğraştılar? Ben olsam daha temiz bir pazar seçerdim.” Ancak sahaya çıkan rakipler (Bolt, Careem) anladı ki; asıl mesele yasalarla savaşmak değil, kökleşmiş baş belaları ile uğraşmaktı. Bunu tribünden göremezdiniz. Şimdi başka biri onlarla uğraşıyor. 
  • Duolingo ve Oyunlaştırma Tuzağı: Herkes “Duolingo’nun oyunlaştırması harika, ben olsam eğitim uygulamamda hemen kopyalardım” diyor. Ancak sahaya çıkanlar anlıyor ki mesele sadece puan vermek değil; asıl zorluk kullanıcıda o günlük alışkanlığı yaratabilmek. Bu arada arkadaşlar masanın değerlendiren tarafında bulunduğum için haber vereyim eğitim teknolojiler alanı soğuk ve yağmurlu günde çok geç gelen belediye otobüsü gibi. İçeride nefes alacak yer yok. Girmeyi düşünenlere off the record bir bilgi olsun bu da. 

"İlk Versiyondan Utanmıyorsan Geç Kalmışsın"

LinkedIn’in kurucusu Reid Hoffman’ın meşhur bir sözü vardır: “Eğer ürününüzün ilk versiyonundan utanmıyorsanız, çok geç lansman yapmışsınızdır.” Sahadaki devler izleyerek değil, hata yaparak ve o utanç verici ilk versiyonları piyasaya sürerek öğrendiler. Tesla Cybertruck ilk lansmanını hatırlayın. 

Apple lansmanlarından öğrendiğimiz en büyük ders de budur: Onlar sahaya çıkıyor, ürünü kullanıcıyla buluşturuyor ve tepkiyi yerinde ölçüyorlar. İzleyip “Ben olsam daha iyi tasarım yapardım” demek kolay; ama o tasarımı gerçek kullanıcı stresine sokmadan doğruluğunu test edemezsiniz.

Maç İzlemek Bilgi Verir Ama Kas Yapmaz

İzleyici teknik direktörler genelde yanılırlar çünkü maçın içindeki değişkenleri bilmezler. Oyuncuların yorgunluğunu, rakibin o anki beklenmedik hamlesini ya da zeminin kayganlığını... Girişimcilikte de o başarı hikayelerinin arkasındaki uykusuz geceleri, reddedilen onlarca sunumu ve şans faktörünü görmezsiniz.

Kendi fikirleriniz için de aynısı geçerli: “Şu sektörde fırsat var, ben olsam şöyle yapardım” demek sizi bir yere taşımaz. Maç izlemek size vizyon katabilir ama size "kas" yaptırmaz. Kas yapmak için sahada terlemek, topa vurmak, gol yemek ve defans yapmak gerekir.

Sonuç: Şampiyonlar Koltuktan Çıkmaz

Futbol maçı izlerken teknik direktörlük yapmak eğlencelidir ama sizi şampiyon yapmaz. İzlediğiniz maçlar size ilham versin ama sizin asıl maçınız sahada oynansın.

Bugün kendinize dürüstçe sorun, en son ne zaman "izlemekten" vazgeçip kendi maçınıza çıktınız?

Kaç tane “ben olsam” dediğiniz fikri gerçekten bir testle, bir kodla ya da bir satış görüşmesiyle denediniz?

GirişimcilikGirişim ekosistemiCloubhouseUberDualingoFutbolReid hoffman
Ömer YURTTAŞ
Ömer YURTTAŞ
Finansal Teknolojiler Uzmanı

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.