Yorgun Ama Başarılı Ekipler, En Sessiz Alarmdır
Haberi Dinle
Kadın Sesi

Bazı ekipler, dışarıdan bakıldığında örnek gösterilir. Ne zaman bir iş verilse zamanında teslim ederler, acil bir durumda hep devreye girerler, kriz anlarında çözüm üreten yine onlardır. Bu ekiplerin başarısı, bir süre sonra kurum içinde doğal karşılanmaya başlar. Üzerlerine yeni görevler eklendikçe ses çıkarmazlar, iş yetiştiği sürece kimse fazla sorgulamaz. Ama aslında içeride başka bir tablo vardır: Kimse bu başarıların nasıl çıktığını, neyin pahasına gerçekleştiğini sormaz. Çünkü görünürde sorun yoktur. İş yapılmıştır, rapor gönderilmiştir, lansman gerçekleşmiştir. Yorgunluk dile getirilmediği sürece yok sayılır. Sadece sonuçlar konuşulur, süreçler değil.

Bu düzen bir kez oturduğunda, sistem ekibi değil, ekip sistemi taşır hale gelir. Sürekli özveriyle ilerleyen süreçler zamanla alışkanlığa dönüşür. Başarıya ulaşmanın bedeli, ekibin sınırlarının sürekli zorlanması olur. “Zaten hallediyorlar” denilerek üzerlerine daha fazla iş yüklenir. Yöneticiler tarafından verilen bu “güven”, zamanla kör bir beklentiye dönüşür. Bir noktadan sonra performans, ekip içindeki bireylerin kişisel çabasıyla ayakta tutulur. Ne görev tanımı tam nettir ne de beklentiler gerçekçidir. Ama ses çıkmaz. Çünkü bu ekipler genelde sorumluluğu sahiplenir, çözüm üretmeyi tercih eder. Bu tavır kıymetlidir ama karşılık görmediğinde yıpratıcı hale gelir.

Dahası, bu ekiplerin içinde çalışan kişiler çoğu zaman bir şeylerin ters gittiğini ancak fiziksel veya duygusal olarak tükendiklerinde fark eder. Sürekli “iş yetiştirme” hali, zamanla düşünme alanını da daraltır. Sadece “ne yapılması gerektiği” konuşulurken, “neden yapıldığı” ya da “daha iyi nasıl yapılabileceği” unutulur. Geri bildirim kültürü zayıflar, çünkü öncelik işin çıkmasıdır. İnsanların sadece iş yükü değil, fikirleri de taşınmaz hale gelir. “Bu böyle gitmez” diyebilecek kişiler, bir noktadan sonra “bitirelim de çıksın” çizgisine kayar. Ve bu çizgi, bir kurum için fark edilmesi en zor ama en kritik alarm çizgisidir.

Bu noktada yöneticiler için en önemli sinyal, o ekibin sessizleşmesidir. Artık kimse öneri sunmuyorsa, işlerin içeriği tartışılmıyorsa, planlara dair heyecan azalıyor ve sadece teslim tarihi konuşuluyorsa bir sorun var demektir. Çünkü insanlar önce yorulur, sonra alışır, sonra kopar. Bu kopuşun illa bir istifa mektubuyla gelmesi gerekmez. Katılım azalır, sahiplenme düşer, tartışma kültürü kaybolur. Herkes işini yapar ama kimse işin sahibi değildir. Ve kurumlar genelde bu kırılmayı fark ettiğinde, ekip çoktan dağılmış olur.

Yorgun ama başarılı ekiplerin tehlikesi, onları taşıyan kişilerin genellikle ses çıkarmamasıdır. Bu insanlar sistemin işlemesi için sessizce fazla mesai yapar, eksikleri kendi içinde kapatır, dışarıdan yardım beklemeden iş üretir. Ama zamanla bu sessizlik birikmeye başlar. En iyi çalışanlar, takdir değil tekrar bekleyen sistemlerde tutunamaz. Ne zaman dinlenme alanı tanınmazsa, ne zaman yük paylaşılmazsa, ne zaman “yine sen hallet” denirse; o insanların bağlılığı biraz daha eksilir. Ve bir gün, bir sabah, hiçbir iş aksatmadan, hiçbir sorun yaşanmadan sadece “artık olmuyor” diyerek gitmeyi seçerler. Çünkü bazen insanlar işten değil, yalnız taşımaktan yorulur.

İyi bir yönetim, sadece işin sonucuna değil, o sonucun çıkma biçimine de bakar. İşlerin ne kadar sürdürülebilir olduğu, sistemin sağlığı açısından en az performans kadar önemlidir. Çünkü her işin çıkıyor olması, sistemin sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Bazen bu sadece bazı insanların sınırlarını zorlamasıyla mümkün olur. Ve bu, uzun vadede ne kişiyi ne kurumu taşıyabilir. En sessiz ekipler, bazen en yüksek alarmdır. Onlar “yetişen işler”in arkasındaki en görünmez uyarı sinyalidir.

 

 

GirişimcilikEkipYönetimÖmer yurttaş
Ömer YURTTAŞ
Ömer YURTTAŞ
Finansal Teknolojiler Uzmanı

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.